Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi 1. Ünite 1. Konu: Savaş Sonrası Barış Arayışı
Bu yazıda Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi 1. ünite “Yeni Dünya Düzenine Doğru (1919–1945)” ünitesinin ilk konusu olan Savaş Sonrası Barış Arayışı ele alınıyor. Paris Barış Konferansı, savaş sonunda imzalanan antlaşmalar, manda sistemi, Milletler Cemiyeti ve 1920’lerdeki barış girişimlerini öncesi, süreci, sonuçları ve sınavda sorulabilecek yönleriyle öğreneceksin. Ünitenin tamamını aşağıdaki bağlantıdan PDF olarak indirebilirsin.
Bir bakışta savaş sonrası barış arayışı
- 1918 · I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiSavaşın yıkımı, yeni sınırların belirlenmesini ve uluslararası barış düzeninin kurulmasını gündeme getirdi.
- 1919 · Paris Barış KonferansıGalip devletler, yenilen devletlere uygulanacak barış şartlarını görüştü.
- 1919–1920 · Barış antlaşmalarıVersailles, Saint-Germain, Neuilly, Trianon ve Sevr antlaşmaları imzalandı.
- 1920 · Milletler CemiyetiUluslararası barışı korumayı amaçlayan örgüt faaliyete geçti.
- 1923 · Lozan AntlaşmasıMillî Mücadele’nin başarısı diplomatik sonuçlarını verdi; Sevr’in öngördüğü paylaşım düzeni geçersiz kaldı.
- 1925 · Locarno AntlaşmalarıAlmanya’nın Fransa ve Belçika ile sınırları güvenceye bağlandı.
- 1925 · Cenevre ProtokolüSavaşta zehirli gazların ve bakteriyolojik yöntemlerin kullanılmasının yasaklanması kabul edildi.
- 1928 · Briand–Kellogg PaktıSavaşın ulusal politika aracı olarak kullanılmasından vazgeçilmesi amaçlandı.
- 1929 · Litvinov ProtokolüBriand–Kellogg Paktı’nın bazı devletler arasında daha erken yürürlüğe girmesi hedeflendi.
I. Dünya Savaşı’nın ardından dünya
Öncesi: Savaşın bıraktığı miras
- Büyük insan kayıpları: I. Dünya Savaşı milyonlarca asker ve sivilin hayatını kaybetmesine neden oldu. Yaralılar, engelliler, dul ve yetimler için sosyal yardım ihtiyacı arttı.
- Ekonomik yıkım: Üretim alanları, ulaşım yolları ve yerleşim yerleri zarar gördü. Devletlerin borçları arttı; savaş sonrasında üretimin yeniden canlandırılması ve askerlerin sivil hayata dönmesi önemli sorunlar hâline geldi.
- İmparatorlukların çözülmesi: Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorlukları dağıldı; Almanya ve Rusya’da imparatorluk yönetimleri sona erdi. Avrupa ve Orta Doğu’nun siyasi haritası değişti.
- Yeni devletler ve sınırlar: Polonya yeniden bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktı; Çekoslovakya ve Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı gibi yeni siyasi yapılar kuruldu. Yeni sınırlar, farklı milletleri ve azınlıkları ilgilendiren sorunları da beraberinde getirdi.
- Güç dengesinin değişmesi: Avrupa devletleri savaşın mali yüküyle karşılaşırken ABD’nin ekonomik ağırlığı arttı. Japonya’nın Asya ve Pasifik’teki etkisi güçlendi.
Süreç: Barıştan beklentiler
Savaş sonrasında devletler ve toplumlar aynı barışı istemiyordu. Galip devletler güvenliklerini artırmayı, savaşın zararlarını karşılatmayı ve nüfuz alanlarını genişletmeyi amaçlıyordu. Yenilen devletler ise mümkün olduğunca az kayıpla savaştan çıkmak istiyordu. Bağımsızlık bekleyen halklar, kendi devletlerini kurmayı veya yabancı yönetimlerden kurtulmayı hedefliyordu.
Bu farklı beklentiler, barış görüşmelerini zorlaştırdı. Bir devletin güvenlik için gerekli gördüğü şart, başka bir devlet tarafından haksızlık veya tehdit olarak değerlendirilebiliyordu.
Sonuç ve önemi
- Kalıcı barış için sınırların çizilmesinin yanında ekonomik sorunların, azınlık meselelerinin ve güvenlik kaygılarının da çözülmesi gerekiyordu.
- Galip devletlerin çıkarları ile halkların bağımsızlık talepleri arasında çelişkiler ortaya çıktı.
- Savaş sonrasında kurulan düzen, bazı sorunları çözerken yeni anlaşmazlıklar da doğurdu.
- Statüko: Mevcut siyasi durumun, sınırların ve güç ilişkilerinin oluşturduğu düzen.
- Revizyonizm: Mevcut antlaşmaları veya sınırları değiştirmeyi amaçlayan politika.
- Kolektif güvenlik: Bir devlete yönelik saldırının bütün üyelerin güvenliğini ilgilendirdiğinin kabul edilmesi ve saldırıya karşı ortak hareket edilmesi anlayışı.
“I. Dünya Savaşı’nın bitmesi neden kalıcı barış sağlamamıştır?” sorusunda ekonomik yıkım, yeni sınırların doğurduğu sorunlar, yenilen devletlerin hoşnutsuzluğu ve galip devletlerin çıkar çatışmaları birlikte açıklanmalıdır.
Paris Barış Konferansı (1919)
Öncesi
- Ateşkeslerin imzalanması: 1918’de imzalanan ateşkesler çatışmaları durdurdu. Ancak sınırlar, tazminatlar ve yenilen devletlerin geleceği henüz kesinleşmemişti.
- Wilson İlkeleri: ABD Başkanı Woodrow Wilson, 8 Ocak 1918’de açıkladığı ilkelerde açık diplomasi, silahların azaltılması ve uluslararası bir barış örgütü kurulması gibi düşünceleri savundu.
- Bağımsızlık beklentileri: Halkların kendi geleceklerini belirlemesi düşüncesi, farklı milletlerde bağımsızlık beklentisini güçlendirdi.
- Gizli paylaşım anlaşmaları: İtilaf Devletleri savaş sırasında bazı bölgelerin paylaşılması konusunda gizli anlaşmalar yapmıştı. Bu anlaşmalar, savaş sonrasında açıklanan barış ilkeleriyle çelişebiliyordu.
Süreç
Paris Barış Konferansı 18 Ocak 1919’da toplandı. Konferansta yenilen devletlerle yapılacak antlaşmalar, yeni sınırlar, savaş tazminatları ve uluslararası güvenlik düzeni görüşüldü.
Kararlarda özellikle ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya etkili oldu. Bu devletlerin liderleri “Büyük Dörtlü” olarak anıldı.
| Devlet ve temsilcisi | Başlıca yaklaşımı |
|---|---|
| ABD – Woodrow Wilson | Uluslararası iş birliğine dayanan yeni bir düzen kurulmasını ve Milletler Cemiyetinin oluşturulmasını savundu. |
| Fransa – Georges Clemenceau | Almanya’nın yeniden tehdit oluşturmasını önlemek, Fransa’nın güvenliğini sağlamak ve savaş zararlarını karşılatmak istedi. |
| Birleşik Krallık – David Lloyd George | Avrupa’daki güç dengesini ve İngiltere’nin deniz aşırı çıkarlarını korumayı amaçladı. |
| İtalya – Vittorio Orlando | Savaşa girerken kendisine vaat edilen bölgeleri elde etmeye ve nüfuzunu genişletmeye çalıştı. |
- Yenilen devletlerin durumu: Yenilen devletler, barış şartlarının hazırlanmasına galiplerle eşit konumda katılamadı. Bu durum, antlaşmaların “dayatılan barış” olarak görülmesini kolaylaştırdı.
- Sınırların belirlenmesi: Yeni sınırlar çizilirken milliyet, güvenlik, ekonomik kaynaklar ve stratejik çıkarlar birlikte etkili oldu.
- Milletler Cemiyeti: Uluslararası barışı koruyacak bir örgütün kurulması kabul edildi.
- Manda sistemi: Eski Osmanlı ve Alman topraklarının bir bölümünün galip devletlerin yönetimine bırakılması için manda sistemi benimsendi.
Sonuç ve önemi
- Paris görüşmeleri, savaş sonrası uluslararası düzenin temelini oluşturdu.
- Self-determinasyon düşüncesi bazı ulusların bağımsızlık taleplerine dayanak oldu; ancak bütün halklara eşit biçimde uygulanmadı.
- Galip devletlerin çıkarları ve güvenlik kaygıları, barışın hazırlanmasında belirleyici oldu.
- Yeni sınırlar içinde farklı toplulukların bulunması, azınlık sorunlarının devam etmesine neden oldu.
- Milletler Cemiyetinin kurulmasıyla barışı korumak için uluslararası bir kurum oluşturuldu.
Bir halkın siyasi statüsünü ve geleceğini kendi iradesiyle belirlemesi düşüncesidir. Paris Barış Konferansı’nda bu düşünce etkili oldu; fakat özellikle sömürge halklarına aynı ölçüde uygulanmadı.
- Nasıl sorulur: “Paris Barış Konferansı’nda açıklanan ilkelerle uygulamalar arasındaki çelişkiye örnek veriniz.” Cevap: Halkların kendi geleceklerini belirlemesi savunulmasına rağmen bazı bölgelerin manda yönetimine bırakılması.
- Yorum sorusu: Yenilen devletlerin karar süreçlerine eşit katılmaması, barış düzeninin benimsenmesini zorlaştırmıştır.
- Karıştırma: Ateşkes, çatışmaları durdurur; barış antlaşması ise savaş sonrası siyasi ve hukuki düzeni belirler.
Savaş sonunda imzalanan barış antlaşmaları
Öncesi
Galip devletler, yenilen devletlerin askerî gücünü sınırlandırmak ve savaşın yol açtığı zararları karşılatmak istiyordu. Bu nedenle antlaşmaların çoğunda toprak kaybı, silahsızlanma ve tazminat hükümleri yer aldı.
Süreç: Hangi devletle hangi antlaşma imzalandı?
| Antlaşma | İmzalandığı devlet ve tarih | Başlıca sonuç |
|---|---|---|
| Versailles | Almanya 28 Haziran 1919 |
Almanya toprak ve sömürge kaybetti; ordusu sınırlandırıldı ve savaş tazminatı yükümlülüğü altına girdi. |
| Saint-Germain | Avusturya 10 Eylül 1919 |
Avusturya’nın sınırları daraltıldı; Avusturya-Macaristan’ın dağılmasıyla oluşan yeni siyasi düzen kabul edildi. |
| Neuilly | Bulgaristan 27 Kasım 1919 |
Bulgaristan toprak kaybetti; askerî sınırlamalar ve tazminat yükümlülüğü getirildi. |
| Trianon | Macaristan 4 Haziran 1920 |
Macaristan geniş toprak kayıplarına uğradı; çok sayıda Macar yeni sınırların dışında kaldı. |
| Sevr | Osmanlı Devleti 10 Ağustos 1920 |
Osmanlı topraklarının paylaşılmasını ve egemenliğinin ağır biçimde sınırlandırılmasını öngördü; uygulanamadı. |
Versailles Antlaşması neden önemlidir?
- Toprak kayıpları: Alsas-Loren Fransa’ya geri verildi. Almanya, Avrupa’daki bazı topraklarını ve bütün deniz aşırı sömürgelerini kaybetti.
- Askerî sınırlamalar: Alman ordusunun büyüklüğü sınırlandırıldı; zorunlu askerlik kaldırıldı. Hava kuvvetleri, denizaltılar ve bazı ağır silahlar üzerinde yasaklar getirildi.
- Ren Bölgesi: Almanya’nın Fransa’ya yakın Ren Bölgesi silahsızlandırıldı. Bu düzenleme, Fransa’nın güvenliğini artırmayı amaçlıyordu.
- Tazminatlar: Almanya savaş zararlarını karşılamaya yönelik tazminat yükümlülüğü altına girdi. Ödemeler, sonraki yıllarda önemli bir ekonomik ve diplomatik sorun oldu.
- Toplumsal tepki: Antlaşma, Almanya’da ağır ve aşağılayıcı bir düzenleme olarak görüldü. Antlaşmayı değiştirme vaatleri, sonraki yıllarda milliyetçi ve aşırı sağ hareketler tarafından kullanıldı.
Sevr’den Lozan’a
Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti adına 10 Ağustos 1920’de imzalandı. Antlaşma, Osmanlı topraklarının paylaşılmasını ve devletin siyasi, askerî ve ekonomik bağımsızlığının ağır biçimde sınırlandırılmasını öngörüyordu.
- TBMM, Sevr’i tanımadı ve antlaşmanın kabul ettirilmeye çalışıldığı işgallere karşı Millî Mücadele’yi sürdürdü.
- Millî Mücadele’nin askerî başarıları, Sevr’in uygulanmasını engelledi.
- 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı. Türkiye’nin bağımsızlığı ve uluslararası statüsü tanındı; Sevr’in öngördüğü paylaşım düzeni geçersiz kaldı.
Sonuç ve önemi
- Barış antlaşmaları Avrupa ve Orta Doğu’nun siyasi haritasını yeniden şekillendirdi.
- Antlaşmaların ağır hükümleri, yenilen devletlerde mevcut düzeni değiştirme isteğini güçlendirdi.
- Sınırlar yeniden çizilmesine rağmen azınlık sorunları ortadan kalkmadı.
- Türkiye, Millî Mücadele sayesinde kendisine dayatılan Sevr düzenini değiştirdi ve Lozan’da yeni bir barış antlaşmasına ulaştı.
- Eşleştirme: Versailles–Almanya, Saint-Germain–Avusturya, Neuilly–Bulgaristan, Trianon–Macaristan, Sevr–Osmanlı Devleti.
- Neden-sonuç: Versailles’a duyulan tepki → Almanya’da antlaşmaları değiştirme düşüncesinin güçlenmesi.
- Karıştırma: Sevr imzalanmıştır; ancak uygulanamamıştır. Lozan, Millî Mücadele’nin başarısı sonucunda imzalanmıştır.
- Yorum: Versailles, II. Dünya Savaşı’na giden süreci etkileyen nedenlerden biridir; savaşın bütün nedenleri bu antlaşmaya indirgenemez.
Manda sistemi ve Orta Doğu’nun yeniden düzenlenmesi
Öncesi
Savaş sonunda Osmanlı ve Alman imparatorluklarından ayrılan bölgelerin geleceği tartışıldı. Galip devletler, bazı toplumların hemen bağımsızlığa hazır olmadığını ileri sürdü. Bu gerekçeyle Milletler Cemiyeti Misakı’nın 22. maddesine dayanan manda sistemi oluşturuldu.
Süreç
- Resmî amaç: Yönetimi üstlenen devletin, bölge halkını kendi kendini yönetmeye ve bağımsızlığa hazırlaması öngörüldü.
- Yönetim biçimi: Manda altındaki bölgenin idaresi, Milletler Cemiyeti adına bir devlete verildi. Yönetici devlete mandater devlet denildi.
- Denetim: Mandater devletlerin Cemiyet’e rapor vermesi öngörülüyordu. Buna rağmen yerel halkın yönetim üzerindeki söz hakkı sınırlı kaldı.
- Uygulama: Büyük devletler, manda bölgelerinde siyasi, ekonomik ve askerî nüfuzlarını sürdürdü.
| Manda bölgesi | Yönetimi üstlenen devlet |
|---|---|
| Irak | Birleşik Krallık |
| Filistin ve Ürdün çevresi | Birleşik Krallık |
| Suriye ve Lübnan | Fransa |
Sonuç ve önemi
- Osmanlı Devleti’nin eski Arap topraklarında İngiltere ve Fransa’nın nüfuzu arttı.
- Bağımsızlık bekleyen halkların önemli bir bölümü yabancı yönetimlerin denetiminde kaldı.
- Yeni idari sınırlar ve yönetimler, Orta Doğu’nun sonraki siyasi gelişmelerini etkiledi.
- Manda sistemi, uluslararası denetim iddiası taşımasına rağmen uygulamada sömürgeci nüfuzun sürmesine hizmet etti.
Manda yönetiminde ülkenin temel yönetim yetkileri dışarıdaki bir devletin etkisi altındadır. Bağımsızlıkta ise devlet, kendi iç ve dış politikasını egemenlik hakkına dayanarak belirler.
- Nasıl sorulur: “Manda sisteminin açıklanan amacı ile uygulaması arasındaki fark nedir?” Amaç bağımsızlığa hazırlama olarak açıklanmış; uygulamada yabancı devletlerin denetimi sürmüştür.
- Yorum sorusu: Manda yönetimlerinin kurulması, self-determinasyon ilkesinin bütün halklara eşit uygulanmadığını gösterir.
- Eşleştirme: Irak ve Filistin çevresi İngiliz; Suriye ve Lübnan Fransız manda yönetimine girmiştir.
Milletler Cemiyetinin kurulması ve kolektif güvenlik
Öncesi
- I. Dünya Savaşı, devletlerin yalnızca ikili ittifaklarla güvenlik sağlamaya çalışmasının büyük bir savaşı önleyemediğini gösterdi.
- Uluslararası anlaşmazlıkların görüşme ve hukuk yoluyla çözülebileceği sürekli bir kurum oluşturulması düşünüldü.
- Wilson’ın girişimleri, bu düşüncenin Paris Barış Konferansı’nda kabul edilmesinde etkili oldu.
Süreç
Milletler Cemiyeti Misakı, 1919’da hazırlanan Versailles Antlaşması’nın ilk bölümünde yer aldı. Antlaşmanın yürürlüğe girmesiyle Cemiyet 10 Ocak 1920’de resmen kuruldu. Merkezi Cenevre idi.
Cemiyetin temel düşüncesi, devletlerin sorunlarını savaşa başvurmadan çözmesi ve saldırganlığa karşı ortak hareket etmesiydi.
| Amaç | Açıklama |
|---|---|
| Barışı korumak | Devletler arasındaki anlaşmazlıkları görüşme, arabuluculuk ve hukuk yoluyla çözmek. |
| Kolektif güvenlik | Saldırgan bir devlete karşı üyelerin ortak hareket etmesini sağlamak. |
| Silahlanmayı sınırlandırmak | Silahlanma yarışını azaltarak savaş ihtimalini düşürmek. |
| Uluslararası iş birliği | Sağlık, mülteciler, ulaşım ve benzeri alanlarda ortak çalışmalar yürütmek. |
| Manda yönetimlerini denetlemek | Mandater devletlerin yönetim uygulamalarını ve raporlarını incelemek. |
Milletler Cemiyeti neden barışı koruyamadı?
- ABD’nin katılmaması: Wilson’ın öncülüğüne rağmen ABD Senatosu Versailles Antlaşması’nı onaylamadı. ABD, Milletler Cemiyetine üye olmadı.
- Üyeliğin başlangıçta sınırlı olması: Almanya 1926’da, Sovyetler Birliği ise 1934’te üye oldu. Büyük güçlerin başlangıçta örgütün dışında kalması, ortak güvenlik düzeninin kapsayıcılığını azalttı.
- Sürekli askerî gücünün bulunmaması: Cemiyetin kendi ordusu yoktu. Kararların uygulanması, devletlerin sağlayacağı desteğe bağlıydı.
- Devletlerin çıkar çatışmaları: Üyeler bazı durumlarda saldırganlığı durdurmaktan çok kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarını korumayı tercih etti.
- Karar alma güçlüğü: Birçok önemli kararda oy birliği aranması, hızlı ve etkili karar alınmasını zorlaştırdı.
- Yaptırımların yetersiz uygulanması: Ekonomik yaptırımlar öngörülmesine rağmen bunların kapsamı ve uygulanması, üyelerin iş birliğine bağlı kaldı.
Sonuç ve önemi
Milletler Cemiyeti, uluslararası sorunların düzenli görüşülebildiği bir platform oluşturdu ve çeşitli iş birliği alanlarında çalışmalar yaptı. Ancak 1930’larda büyük devletlerin saldırganlıklarını durduramadı.
- 1931: Japonya’nın Mançurya’yı işgalini önleyemedi.
- 1935: İtalya’nın Habeşistan’a (Etiyopya) saldırısını durduramadı. Uygulanan yaptırımlar saldırıyı sona erdirmeye yetmedi.
- Bu gelişmeler, kolektif güvenliğe duyulan güveni zayıflattı ve saldırgan devletleri cesaretlendirdi.
- Karıştırma: Milletler Cemiyetinin kurulmasını savunan Wilson’dır; ancak ABD örgüte katılmamıştır.
- Dikkat: Cemiyetin hiçbir yaptırım hükmü bulunmadığını söylemek yanlıştır. Sorun, yaptırımların güçlü ve ortak biçimde uygulanamamasıdır.
- Türkiye bağlantısı: Türkiye, Milletler Cemiyetine 1932’de katılmıştır.
- Yorum: Bir uluslararası örgütün etkili olması, kuruluş amaçlarının yanında üyelerin ortak hareket etmesine ve kararların uygulanabilmesine bağlıdır.
Locarno Antlaşmaları (1925)
Öncesi
- Fransa’nın güvenlik kaygısı: Fransa, Almanya’nın yeniden güçlenerek saldırıya geçmesinden endişe ediyordu.
- Almanya’nın diplomasiye dönüş isteği: Almanya, uluslararası yalnızlığını azaltmayı ve diğer devletlerle ilişkilerini normalleştirmeyi amaçlıyordu.
- Uzlaşma ihtiyacı: Avrupa’da ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanması için Almanya ile komşuları arasındaki gerginliğin azaltılması gerekiyordu.
Süreç
Görüşmeler Ekim 1925’te İsviçre’nin Locarno kentinde yapıldı. Hazırlanan antlaşmalar 1 Aralık 1925’te Londra’da imzalandı.
- Batı sınırları: Almanya’nın Fransa ve Belçika ile sınırlarının dokunulmazlığı güvenceye bağlandı.
- Garantör devletler: Birleşik Krallık ve İtalya, bu güvence düzeninde garantör rolü üstlendi.
- Barışçı çözüm: Devletler, anlaşmazlıklarını barışçı yollarla çözmeyi kabul etti.
- Doğu Avrupa: Almanya ile Polonya ve Çekoslovakya arasında tahkim antlaşmaları yapıldı; ancak doğu sınırlarına batıdakiyle aynı düzeyde garanti verilmedi.
- Almanya’nın üyeliği: Yakınlaşma sürecinin ardından Almanya, 1926’da Milletler Cemiyetine kabul edildi.
Sonuç ve önemi
- Almanya ile Batılı devletler arasında geçici bir yakınlaşma ve güven ortamı oluştu.
- Almanya’nın uluslararası sisteme yeniden katılması kolaylaştı.
- Batı Avrupa’daki sınırlar için sağlanan güvence, Doğu Avrupa’da aynı ölçüde kurulmadı.
- Antlaşmalar diplomatik uzlaşmayı güçlendirse de Avrupa’nın bütün güvenlik sorunlarını çözmedi.
- Anahtar bilgi: Locarno → Almanya’nın batı sınırlarının güvenceye alınması.
- Neden-sonuç: Locarno yakınlaşması → Almanya’nın Milletler Cemiyetine kabulü (1926).
- Çeldirici: “Almanya’nın bütün sınırları aynı şekilde güvenceye alındı.” ifadesi yanlıştır. Doğu sınırlarına aynı garanti verilmemiştir.
Cenevre Protokolü (1925)
Öncesi
I. Dünya Savaşı’nda zehirli gazların kullanılması, savaşın insan üzerindeki yıkıcı etkisini artırdı. Bu deneyim, bazı savaş yöntemlerinin uluslararası anlaşmalarla yasaklanması düşüncesini güçlendirdi.
Süreç
- 17 Haziran 1925’te Cenevre Protokolü imzalandı.
- Protokol, savaşta boğucu ve zehirli gazların ve bakteriyolojik yöntemlerin kullanılmasını yasakladı.
- Protokol 1928’de yürürlüğe girdi.
Sonuç ve önemi
Cenevre Protokolü, savaşın insani sonuçlarını sınırlamak için önemli bir uluslararası kural oluşturdu. Ancak silahların geliştirilmesini, üretilmesini ve stoklanmasını bütünüyle yasaklayan kapsamlı bir silahsızlanma düzenlemesi değildi.
Cenevre Protokolü → savaşta kimyasal ve bakteriyolojik yöntemlerin kullanılmasının yasaklanması. Protokolü, bütün silahları ortadan kaldıran veya bütün savaşları yasaklayan bir antlaşma olarak değerlendirmeyin.
Briand–Kellogg Paktı (1928)
Öncesi
- Locarno’nun oluşturduğu yakınlaşma ortamı, uluslararası barış için yeni girişimleri teşvik etti.
- Fransa Dışişleri Bakanı Aristide Briand, Fransa ile ABD arasında savaştan vazgeçilmesine ilişkin bir anlaşma önerdi.
- ABD Dışişleri Bakanı Frank Kellogg, girişimin daha çok devleti kapsayan çok taraflı bir pakta dönüşmesini savundu.
Süreç
27 Ağustos 1928’de Paris’te imzalanan pakt, Paris Paktı olarak da bilinir. Taraf devletler, uluslararası anlaşmazlıkları çözmek için savaşa başvurmayı kınadı ve savaşı ulusal politikalarının aracı olarak kullanmaktan vazgeçme sözü verdi.
- Anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözülmesi benimsendi.
- Paktın diğer devletlerin katılımına açık olması, girişimin kapsamını genişletti.
- Ancak paktı ihlal eden devletlere karşı uygulanacak etkili bir yaptırım düzeni kurulmadı.
- Devletler meşru savunma haklarını saklı tuttuklarından, hangi eylemin saldırı veya savunma sayılacağı tartışmalı kalabildi.
Sonuç ve önemi
- Savaşın dış politikada olağan ve meşru bir araç olarak görülmesine karşı uluslararası bir ilke ortaya kondu.
- Saldırı savaşının hukuk dışı kabul edilmesi düşüncesini güçlendirdi.
- Güçlü bir yaptırım mekanizmasının bulunmaması, paktın caydırıcılığını sınırladı.
- 1930’larda meydana gelen işgaller, savaştan vazgeçme sözünün tek başına yeterli olmadığını gösterdi.
- Amaç: Savaşın ulusal politika aracı olarak kullanılmasından vazgeçilmesi.
- Öncüler: Fransa’dan Briand ve ABD’den Kellogg.
- Temel eksiklik: İhlallere karşı etkili yaptırım mekanizmasının bulunmaması.
- Yorum sorusu: “Paktın imzalanmasına rağmen işgallerin sürmesi neyi gösterir?” Cevap: Uluslararası sözlerin, uygulanmasını sağlayacak ortak irade ve yaptırımlarla desteklenmesi gerektiğini.
Litvinov Protokolü (1929)
Öncesi
Briand–Kellogg Paktı’nın imzalanmasından sonra, paktın yürürlüğe girmesi için onay işlemlerinin tamamlanması gerekiyordu. Sovyet diplomat Maksim Litvinov, paktın bazı devletler arasında daha erken uygulanmasını sağlamak amacıyla girişimde bulundu.
Süreç
- 9 Şubat 1929’da Moskova’da bir protokol imzalandı. Bu nedenle Moskova Protokolü olarak da anılır.
- SSCB ve bazı Doğu Avrupa devletleri, Briand–Kellogg Paktı’nın hükümlerini kendi aralarında daha erken yürürlüğe koymayı amaçladı.
- Protokol, savaştan ulusal politika aracı olarak vazgeçme ilkesinin uygulanmasını hızlandırmaya yönelikti.
Sonuç ve önemi
- Briand–Kellogg Paktı’nı tamamlayan bir barış girişimi oldu.
- Yeni bir ortak ordu veya askerî ittifak oluşturmadı.
- Savaştan vazgeçme ilkesini güçlendirdi; ancak yaptırım eksikliğini ortadan kaldırmadı.
Briand–Kellogg Paktı (1928): Savaştan ulusal politika aracı olarak vazgeçilmesi ilkesini ortaya koydu.
Litvinov Protokolü (1929): Bu paktın bazı devletler arasında daha erken yürürlüğe girmesini amaçladı.
“Briand–Kellogg Paktı’nın bazı devletler arasında erken uygulanmasını amaçlayan girişim hangisidir?” sorusunun cevabı Litvinov Protokolüdür. Protokolü bir askerî ittifakla karıştırmayın.
Barış girişimleri neden kalıcı barış sağlayamadı?
1919’dan itibaren antlaşmalar ve uluslararası kurumlarla yeni savaşların önlenmesi amaçlandı. Ancak bu girişimler, devletlerin çıkar çatışmalarını ve savaş sonrası düzenin sorunlarını bütünüyle çözmedi.
- Ağır barış şartları: Yenilen devletlerde antlaşmaların değiştirilmesi isteği güçlendi.
- Eşitsiz uygulamalar: Halkların kendi geleceklerini belirlemesi ilkesi bütün toplumlara aynı biçimde uygulanmadı.
- Azınlık ve sınır sorunları: Yeni sınırlar, farklı milletlerin taleplerini tamamen karşılamadı.
- Eksik katılım: ABD gibi büyük bir gücün Milletler Cemiyetine katılmaması, örgütün ağırlığını azalttı.
- Yetersiz yaptırımlar: Uluslararası kararların uygulanması, devletlerin ortak hareket etmesine bağlı kaldı.
- Güvenlikte eşitsizlik: Locarno, Batı Avrupa için güçlü güvenceler sağlarken Doğu Avrupa’nın kaygılarını aynı ölçüde gidermedi.
- Ekonomik ve siyasi krizler: 1929 Buhranı ve 1930’larda güçlenen saldırgan yönetimler, barış düzeninin zayıflıklarını ağırlaştırdı.
Savaşın yıkımı → yeni barış antlaşmaları ve Milletler Cemiyeti → antlaşmalara yönelik hoşnutsuzluk ve yaptırım sorunları → saldırgan devletlerin durdurulamaması → uluslararası barışın bozulması.
Hızlı tekrar: Hangi girişim, hangi amaç?
| Girişim | Tarih | Temel amaç veya sonuç |
|---|---|---|
| Paris Barış Konferansı | 1919 | Savaş sonrası siyasi düzenin ve barış antlaşmalarının hazırlanması. |
| Milletler Cemiyeti | 1920 | Uluslararası barışın korunması ve anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözülmesi. |
| Locarno Antlaşmaları | 1925 | Almanya’nın Fransa ve Belçika ile sınırlarının güvenceye alınması. |
| Cenevre Protokolü | 1925 | Savaşta zehirli gazların ve bakteriyolojik yöntemlerin kullanılmasının yasaklanması. |
| Briand–Kellogg Paktı | 1928 | Savaşın ulusal politika aracı olarak kullanılmasından vazgeçilmesi. |
| Litvinov Protokolü | 1929 | Briand–Kellogg Paktı’nın bazı devletler arasında erken yürürlüğe girmesi. |
Kendini dene
Soruları önce kendi cümlelerinle cevaplamaya çalış, sonra cevabını kontrol et.
I. Dünya Savaşı’nın sona ermesi neden tek başına kalıcı barış sağlamamıştır?
Ekonomik yıkım, yeni sınırların doğurduğu azınlık sorunları, yenilen devletlerin hoşnutsuzluğu ve galip devletlerin çıkar çatışmaları devam etmiştir. Barışı koruyacak kurum ve yaptırımlar da bu sorunları çözmekte yetersiz kalmıştır.
Paris Barış Konferansı’nın toplanma amacını ve kararlarda etkili olan dört devleti yazınız.
Konferans, savaş sonrası düzeni kurmak ve yenilen devletlerle yapılacak barış antlaşmalarını hazırlamak amacıyla toplanmıştır. Kararlarda ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya etkili olmuştur.
Self-determinasyon ne demektir? Paris Barış Konferansı’ndaki uygulamalarla ilişkisini açıklayınız.
Bir halkın siyasi geleceğini kendi iradesiyle belirlemesi düşüncesidir. Konferansta bazı ulusların bağımsızlık taleplerine dayanak olmuştur. Ancak bazı bölgelerin manda yönetimine bırakılması, ilkenin bütün halklara eşit uygulanmadığını göstermiştir.
Versailles, Saint-Germain, Neuilly, Trianon ve Sevr antlaşmaları hangi devletlerle imzalanmıştır?
Versailles Almanya, Saint-Germain Avusturya, Neuilly Bulgaristan, Trianon Macaristan ve Sevr Osmanlı Devleti ile imzalanmıştır.
Versailles Antlaşması’nın Almanya’da revizyonist düşünceleri güçlendirmesinin nedenlerini açıklayınız.
Toprak ve sömürge kayıpları, askerî sınırlamalar ve tazminat yükümlülükleri Alman toplumunda tepki yaratmıştır. Antlaşmanın ağır ve dayatılmış bir barış olarak görülmesi, mevcut düzeni değiştirmeyi savunan hareketleri güçlendirmiştir.
Sevr ve Lozan antlaşmalarını ortaya çıkışları ve sonuçları bakımından karşılaştırınız.
Sevr, Osmanlı Devleti’ne I. Dünya Savaşı sonrasında dayatılan paylaşım düzenidir; TBMM tarafından tanınmamış ve uygulanamamıştır. Lozan ise Millî Mücadele’nin başarısı sonucunda imzalanmış ve Türkiye’nin bağımsızlığını uluslararası alanda tanıtan barış antlaşması olmuştur.
Manda sisteminin açıklanan amacı ile uygulamadaki sonucu arasındaki fark nedir?
Açıklanan amaç, bölge halkını kendi kendini yönetmeye ve bağımsızlığa hazırlamaktır. Uygulamada ise büyük devletlerin siyasi, ekonomik ve askerî denetimi sürmüş; yerel halkın karar yetkisi sınırlı kalmıştır.
Milletler Cemiyetinin barışı korumakta yetersiz kalmasının dört nedenini yazınız.
ABD’nin üye olmaması, örgütün kendi ordusunun bulunmaması, üyelerin çıkar çatışmaları ve yaptırımların güçlü biçimde uygulanamaması başlıca nedenlerdir. Karar alma güçlükleri ve büyük güçlerin başlangıçta örgütün dışında kalması da etkili olmuştur.
Locarno Antlaşmaları’nın Avrupa güvenliği açısından önemli sonucu ve eksik kalan yönü nedir?
Almanya’nın Fransa ve Belçika ile sınırları güvenceye alınmış ve Batı Avrupa’da yakınlaşma sağlanmıştır. Ancak Doğu Avrupa sınırlarına aynı düzeyde garanti verilmediği için bölgedeki güvenlik kaygıları devam etmiştir.
Cenevre Protokolü’nün amacı nedir?
Savaşta boğucu ve zehirli gazların ve bakteriyolojik yöntemlerin kullanılmasını yasaklamaktır. Bütün silahların üretimini ve stoklanmasını sona erdiren genel bir silahsızlanma antlaşması değildir.
Briand–Kellogg Paktı ile Litvinov Protokolü arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Briand–Kellogg Paktı, savaşın ulusal politika aracı olarak kullanılmasından vazgeçilmesini amaçlamıştır. Litvinov Protokolü ise bu paktın bazı devletler arasında daha erken yürürlüğe girmesini sağlamaya yönelik bir girişimdir.
Barış antlaşmalarının imzalanması, uluslararası barışı korumak için neden yeterli değildir?
Antlaşmaların uygulanması için devletlerin ortak iradesi, güvenilir denetim ve etkili yaptırımlar gerekir. Devletler kendi çıkarlarını ortak güvenliğin önüne koyduğunda ve ihlaller karşılıksız kaldığında, antlaşmaların caydırıcılığı azalır.
1919’dan sonra devletler antlaşmalar, Milletler Cemiyeti ve barış paktlarıyla yeni savaşları önlemeye çalıştı. Ancak barış düzeninin yarattığı hoşnutsuzluklar, çıkar çatışmaları ve kararların uygulanmasındaki yetersizlikler, bu çabaların kalıcı barış sağlamasını engelledi.