12. Sınıf İnkılap Tarihi 1. Ünite 5. Konu: Atatürk Dönemi Dış Siyasi Gelişmeler
Bu yazıda 12. sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 1. ünite “Modern Türk Devletinin Doğuşu” ünitesinin beşinci konusu olan Atatürk Dönemi'ndeki dış siyasi gelişmeleri özetliyoruz. Nüfus mübadelesini, yabancı okullar ve dış borçlar sorunlarını, Musul Sorunu'nu, Milletler Cemiyetine üyeliği, Balkan Antantı'nı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni, Sadâbad Paktı'nı ve Hatay'ın ana vatana katılmasını nedenleri ve sonuçlarıyla öğreneceksin. Ünitenin tamamını PDF olarak da indirebilirsin.
Bir bakışta dış siyasi gelişmeler
- 1923-1930 · Nüfus mübadelesiYunanistan'la yaşanan sorun 1930'da çözüldü.
- 1924-1926 · Yabancı okullar sorunuOkullar Türk kanunlarına bağlandı.
- 5 Haziran 1926 · Ankara AntlaşmasıMusul Irak'a bırakıldı; Irak sınırı çizildi.
- 1928-1933 · Dış borçlarOsmanlı borçlarının ödeme planı belirlendi.
- 18 Temmuz 1932 · Milletler CemiyetiTürkiye davet edilerek üye oldu.
- 9 Şubat 1934 · Balkan AntantıBatı sınırı güvence altına alındı.
- 20 Temmuz 1936 · Montrö Boğazlar SözleşmesiBoğazlar tamamen Türk egemenliğine girdi.
- 8 Temmuz 1937 · Sadâbad PaktıDoğu sınırı güvence altına alındı.
- 1938-1939 · HatayÖnce bağımsız oldu, sonra ana vatana katıldı.
Atatürk Dönemi dış politikasının temel ilkeleri
Arka plan
Türkiye, Lozan'la bağımsızlığını dünyaya kabul ettirmişti; ancak ülke uzun savaşlardan yorgun ve yoksul çıkmıştı. Nüfus azalmış, şehirler yanmış, ekonomi çökmüştü. Yapılması planlanan inkılaplar ve kalkınma hamleleri uzun bir barış dönemi gerektiriyordu. Öte yandan Lozan'da bazı sorunlar çözülememiş ya da Türkiye'nin istediği gibi sonuçlanmamıştı.
Açıklama
| İlke | Anlamı |
|---|---|
| Tam bağımsızlık | Siyasi, ekonomik, askerî ve hukuki alanlarda hiçbir devletin müdahalesini kabul etmemek |
| Barışçılık | “Yurtta sulh, cihanda sulh.” Sorunları savaşla değil, görüşmelerle çözmek |
| Gerçekçilik | Ülkenin gücünü ve dünyadaki dengeleri doğru değerlendirmek; maceradan kaçınmak |
| Millî sınırlara bağlılık | Misâk-ı Millî'yi gerçekleştirmek; başka ülkelerin toprağında gözü olmamak |
| Karşılıklılık ve hukuka bağlılık | Devletler arası eşitliği savunmak; antlaşmalara ve uluslararası hukuka uymak |
| Akılcılık ve millî çıkar | Duygularla değil, milletin çıkarlarına göre hareket etmek |
Sonuç ve önemi
Bu ilkeler doğrultusunda Türkiye, Lozan'dan kalan sorunları savaşa başvurmadan, görüşmeler ve uluslararası kuruluşlar yoluyla çözdü. Dış politika iki döneme ayrılır: 1923-1932 arasında öncelik Lozan'dan kalan sorunların çözümüdür; 1932-1938 arasında ise öncelik, yaklaşan savaş tehlikesine karşı güvenliğin sağlanmasıdır.
- Nasıl sorulur: Bir dış politika gelişmesi verilir, hangi ilkeyle ilgili olduğu sorulur. “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözünün dış politikaya yansıması istenir.
- Beklenen cevap: Sorunların görüşmeyle çözülmesi barışçılıkla, kapitülasyon ve borç konularındaki tutum tam bağımsızlıkla, Musul'da savaşı göze almamak gerçekçilikle ilgilidir.
- Çeldirici: “Barışçı dış politika, millî çıkarlardan ödün vermek demektir.” ifadesi yanlıştır; Hatay ve Boğazlar konusunda Türkiye haklarını sonuna kadar savunmuştur.
Nüfus mübadelesi sorunu (1923-1930)
Öncesi
Millî Mücadele sırasında Anadolu'daki Rumların bir bölümü işgalci Yunan ordusuyla iş birliği yapmış, iki toplum arasında güven kalmamıştı. Yunanistan'da da Türklere baskı uygulanıyordu. Azınlıklar konusu, yüzyıl boyunca yabancı devletlerin Osmanlı'nın iç işlerine karışmasına bahane olmuştu. Lozan'da bu sorunu kökten çözmek için Türkiye'deki Rumlarla Yunanistan'daki Türklerin karşılıklı yer değiştirmesi kararlaştırıldı. İstanbul'da yerleşik Rumlar ile Batı Trakya'daki Türkler mübadele dışında tutuldu.
Süreç
Uygulama sırasında “yerleşik” kavramının yorumu anlaşmazlığa yol açtı. Yunanistan, İstanbul'da olabildiğince çok Rum bırakmak için, şehre ne zaman gelmiş olursa olsun bütün Rumların yerleşik sayılmasını istedi. Türkiye ise yalnızca 30 Ekim 1918'den önce İstanbul'a yerleşmiş olanların yerleşik sayılabileceğini savundu. Yunanistan Batı Trakya'daki Türklerin mallarına el koyunca ilişkiler gerginleşti; iki ülke savaşın eşiğine geldi. Sorun Milletler Cemiyetine götürüldü, ancak kesin bir çözüm sağlanamadı.
1930'da Yunanistan Başbakanı Venizelos'un Ankara'ya gelmesiyle taraflar anlaştı. 10 Haziran 1930'da imzalanan antlaşmaya göre doğum yerleri ve geliş tarihleri ne olursa olsun İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin tamamı yerleşik sayıldı.
Sonuç ve önemi
Mübadeleyle Türkiye'nin nüfusu daha türdeş bir yapı kazandı; azınlıklar yüzünden iç işlerine karışılması ihtimali azaldı. Yunanistan'dan gelen göçmenler boşalan köy ve kasabalara yerleştirildi; ancak ticaret ve zanaatta deneyimli Rum nüfusun ayrılması ekonomide geçici bir boşluk yarattı. 1930 anlaşmasından sonra Türk-Yunan ilişkilerinde bir dostluk dönemi başladı; bu yakınlaşma Balkan Antantı'nın kurulmasını kolaylaştırdı.
- Nasıl sorulur: “Nüfus mübadelesinde anlaşmazlığa neden olan konu nedir?” ve “Mübadelenin Türkiye açısından sonuçlarını yazınız.”
- Beklenen cevap: “Yerleşik” kavramının yorumu; Yunanistan'ın İstanbul'da daha çok Rum bırakmak istemesi. Sonuç olarak nüfus türdeşleşti, Türk-Yunan dostluğu başladı.
- Çeldirici: “Mübadele bütün Rumları ve bütün Türkleri kapsamıştır.” ifadesi yanlıştır; İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri kapsam dışıdır.
- Karıştırma: Mübadele kararı Lozan'da alınmış, anlaşmazlık 1930'da çözülmüştür.
Yabancı okullar sorunu
Öncesi
Osmanlı Devleti'nde kapitülasyonlardan ve azınlık haklarından yararlanan yabancı devletler, ülkenin birçok yerinde okullar açmıştı. Bu okullar devletin denetimi dışındaydı; kendi ülkelerinin kültürünü yayıyor, zaman zaman azınlıklar arasında ayrılıkçı düşünceleri destekliyordu. Lozan'da yabancı okulların Türk kanunlarına uyması kabul edildi. 1924'te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu'yla ülkedeki bütün okullar Millî Eğitim Bakanlığına bağlandı.
Süreç
Türk Hükûmeti yabancı okullarla ilgili yeni kurallar getirdi: Türkçe, tarih ve coğrafya dersleri Türk öğretmenler tarafından ve Türkçe okutulacak; okullar Türk müfettişlerce denetlenecek; okullarda dinî ve siyasi propaganda yapılmayacaktı. Başta Fransa olmak üzere bazı devletler ve Vatikan bu kurallara itiraz etti ve konuyu uluslararası bir sorun hâline getirmek istedi. Türkiye, konunun kendi iç meselesi olduğunu bildirerek hiçbir müdahaleyi kabul etmedi. Kurallara uymayan okullar kapatıldı.
Sonuç ve önemi
Sorun, Türkiye'nin kararlı tutumu sayesinde kendi istediği biçimde çözüldü. Yabancı okullar Türk kanunlarına ve denetimine bağlandı; eğitimde birlik ve millî egemenlik ilkesi korundu. Olay, Türkiye'nin egemenlik haklarından ödün vermeyeceğini gösteren ilk örneklerden biridir.
- Nasıl sorulur: “Türkiye'nin yabancı okullar konusundaki tutumu hangi ilkeyle ilgilidir?”
- Beklenen cevap: Tam bağımsızlık ve millî egemenlik. Türkiye konuyu iç meselesi sayarak dış müdahaleyi reddetmiştir.
- Karıştırma: Bu sorunun muhatabı özellikle Fransa'dır. Dış borçlar ve Hatay sorunlarının muhatabı da Fransa'dır; Musul'un muhatabı İngiltere, mübadelenin muhatabı Yunanistan'dır.
Dış borçlar sorunu
Öncesi
Osmanlı Devleti ilk dış borcunu Kırım Savaşı sırasında almış, borçlarını ödeyemeyince 1881'de gelirlerinin bir bölümünü Düyûn-ı Umûmiye İdaresi'ne bırakmak zorunda kalmıştı. Lozan'da bu borçlar Osmanlı'dan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı ve Düyûn-ı Umûmiye'nin Türkiye üzerindeki yetkileri kaldırıldı. Türkiye payına düşeni ödemeyi kabul etti; ancak borcun hangi para birimiyle ve hangi taksitlerle ödeneceği belirlenmemişti. Alacaklıların çoğu Fransız olduğu için sorun Türkiye ile Fransa arasında yaşandı.
Süreç
1928'de alacaklılarla bir ödeme anlaşması yapıldı. Ancak 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı Türkiye'nin dış ticaret gelirlerini düşürdü; ödemeler aksadı. Türkiye yeniden görüşme istedi ve 1933'te borç tutarının indirildiği, ödeme koşullarının hafifletildiği yeni bir anlaşma imzalandı.
Sonuç ve önemi
Türkiye, bir önceki devletten kalan borcu inkâr etmedi; ödeme gücüne uygun koşulları görüşmelerle elde etti. Borçların son taksiti 1954'te ödendi. Düyûn-ı Umûmiye'nin kaldırılmasıyla ekonomik bağımsızlığın önündeki en önemli engellerden biri ortadan kalkmıştı; borçların düzenli ödenmesi Türkiye'nin uluslararası alandaki saygınlığını artırdı.
- Nasıl sorulur: “Dış borçların ödenmesinde 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın etkisi ne olmuştur?”
- Beklenen cevap: Ödemeler aksamış, 1933'te koşulları hafifleten yeni bir anlaşma yapılmıştır.
- Çeldirici: “Türkiye Osmanlı borçlarını ödemeyi reddetmiştir.” ifadesi yanlıştır; payına düşeni ödemiştir. “Borçların tamamını Türkiye ödemiştir.” ifadesi de yanlıştır; borçlar paylaştırılmıştır.
Irak sınırı ve Musul Sorunu (1923-1926)
Öncesi
Musul, Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Türk askerinin elindeydi; İngilizler şehri ateşkesten sonra, antlaşmaya aykırı biçimde işgal etti. Bu nedenle Musul Misâk-ı Millî sınırları içindeydi. Bölgenin zengin petrol yatakları ve Hindistan yolu üzerindeki konumu İngiltere için çok önemliydi. Lozan'da Türkiye halk oylaması yapılmasını önerdi; İngiltere kabul etmedi. Konu, iki ülke arasında dokuz ay içinde görüşülmek üzere sonraya bırakıldı.
Süreç
1924'te İstanbul'da yapılan Haliç Konferansı'nda anlaşma sağlanamadı. İngiltere sorunu, kendisinin etkili olduğu ve Türkiye'nin henüz üye olmadığı Milletler Cemiyetine götürdü. Cemiyet, Musul'un İngiliz mandası altındaki Irak'a bırakılması yönünde karar verdi. Tam bu sırada, Şubat 1925'te Doğu Anadolu'da Şeyh Sait İsyanı çıktı; Türkiye ordusunu isyan bölgesine göndermek zorunda kaldı.
Türkiye yeni bir savaşı göze alamadı: Ülke yorgundu, inkılaplar yeni başlamıştı ve iç güvenlik sarsılmıştı. 5 Haziran 1926'da İngiltere'yle Ankara Antlaşması imzalandı. Buna göre Musul Irak'a bırakıldı; bugünkü Türkiye-Irak sınırı çizildi; Türkiye'ye yirmi beş yıl süreyle Musul petrol gelirlerinden yüzde on pay verilmesi kabul edildi.
Sonuç ve önemi
Musul, Atatürk Dönemi'nde Türkiye'nin aleyhine sonuçlanan tek dış politika sorunudur; Misâk-ı Millî'den verilen bir ödündür. Sorunun çözülmesiyle Türk-İngiliz ilişkileri düzelmeye başladı. Olay, bir ülkenin iç huzurunun dış politikadaki gücünü doğrudan etkilediğini gösterir.
- Nasıl sorulur: “Musul Sorunu'nun Türkiye aleyhine sonuçlanmasının nedenlerini yazınız.”
- Beklenen cevap: Şeyh Sait İsyanı'nın çıkması, Türkiye'nin Milletler Cemiyeti üyesi olmaması, cemiyetin İngiltere'nin etkisinde olması, Türkiye'nin yeni bir savaşı göze alamaması.
- Çeldirici: “Musul Lozan'da Irak'a bırakılmıştır.” ifadesi yanlıştır; Lozan'da çözülememiş, 1926'da Ankara Antlaşması'yla bırakılmıştır.
- Karıştırma: İki ayrı Ankara Antlaşması vardır: 1921'deki Fransa'yla yapılmış ve Suriye sınırını çizmiştir; 1926'daki İngiltere'yle yapılmış ve Irak sınırını çizmiştir.
Milletler Cemiyetine üyelik (1932)
Öncesi
Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı'ndan sonra dünya barışını korumak amacıyla kurulmuştu; ancak kısa sürede savaşı kazanan devletlerin, özellikle İngiltere ve Fransa'nın çıkarlarını koruyan bir kuruluşa dönüştü. Türkiye, Musul Sorunu'nda cemiyetin taraflı tutumuna tanık olduğu için üyeliğe mesafeli durdu. 1930'lara gelindiğinde Türkiye komşularıyla sorunlarını çözmüş, barışçı politikasıyla saygınlık kazanmıştı. Dünyada ise ekonomik bunalım ve silahlanma yarışı barışı tehdit ediyordu.
Süreç
Türkiye, cemiyete kendisi başvurmadı; eşit bir üye olarak davet edilmeyi bekledi. İspanya'nın önerisi ve Yunanistan'ın desteğiyle yapılan davet üzerine 18 Temmuz 1932'de cemiyete üye oldu.
Sonuç ve önemi
Üyelik, Türkiye'nin barışçı dış politikasının uluslararası alanda kabul gördüğünü gösterir. Türkiye dünya barışının korunmasına katkıda bulunma ve sorunlarını uluslararası platformda dile getirme imkânı kazandı. Boğazlar ve Hatay konularında haklarını savunurken bu üyelikten yararlandı. Davet beklemesi ise devletler arası eşitlik ilkesine verdiği önemin göstergesidir.
- Nasıl sorulur: “Türkiye'nin Milletler Cemiyetine davet üzerine üye olması neyi gösterir?” ve “Türkiye cemiyete neden daha önce üye olmamıştır?”
- Beklenen cevap: Eşitlik ilkesine ve saygınlığına verdiği önemi gösterir. Cemiyetin İngiltere'nin etkisinde olması ve Musul Sorunu'ndaki taraflı tutumu üyeliği geciktirmiştir.
- Karıştırma: Musul Sorunu çözülürken (1926) Türkiye cemiyet üyesi değildir; Hatay sorunu çözülürken (1936-1939) üyedir.
Balkan Antantı (1934) ve Sadâbad Paktı (1937)
Öncesi
1930'larda dünya yeniden savaşa doğru sürükleniyordu. İtalya'da Mussolini, Roma İmparatorluğu'nu canlandırma hayaliyle Akdeniz'i “bizim deniz” ilan etmişti; On İki Ada'yı silahlandırıyor, Balkanlar ve Doğu Akdeniz için tehdit oluşturuyordu. Almanya'da iktidara gelen Hitler, I. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan düzeni yıkmak istiyordu. Bulgaristan da savaşta kaybettiği toprakları geri almak ve Ege Denizi'ne ulaşmak amacındaydı. İtalya'nın 1935'te Habeşistan'ı işgal etmesi, tehdidin Orta Doğu'ya da uzandığını gösterdi. Milletler Cemiyeti bu saldırganlıkları önleyemiyordu; Türkiye güvenliğini bölgesel iş birlikleriyle sağlamaya yöneldi.
Süreç
| Ölçüt | Balkan Antantı | Sadâbad Paktı |
|---|---|---|
| Tarih ve yer | 9 Şubat 1934, Atina | 8 Temmuz 1937, Tahran |
| Üyeler | Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya | Türkiye, İran, Irak, Afganistan |
| Yakın neden | İtalya'nın ve Almanya'nın yayılmacı politikaları; Bulgaristan'ın toprak istekleri | İtalya'nın Habeşistan'ı işgali ve Doğu Akdeniz'e yönelmesi |
| Güvence altına alınan sınır | Batı sınırı | Doğu sınırı |
| İçeriği | Üyeler birbirinin sınırlarını güvence altına aldı; saldırı durumunda birlikte hareket etmeyi kabul etti. | Üyeler birbirinin sınırlarına saygı göstermeyi, iç işlerine karışmamayı ve sorunları görüşerek çözmeyi kabul etti. |
Bulgaristan toprak isteklerinden vazgeçmediği için, Arnavutluk ise İtalya'nın etkisinde olduğu için Balkan Antantı'na katılmadı. Sadâbad Paktı'nın kurulabilmesi için Türkiye, İran'la Irak arasındaki sınır anlaşmazlığının çözülmesinde arabuluculuk yaptı.
Sonuç ve önemi
Türkiye iki antlaşmayla batı ve doğu sınırlarını güvence altına aldı; bölgesinde barışın öncüsü oldu. Sadâbad Paktı'yla Türkiye, doğudaki komşularıyla ortak bir güvenlik düzeni kurdu. Ancak II. Dünya Savaşı başlayınca üyeler farklı yönlere savruldu ve iki antlaşma da etkisini yitirdi. Yine de bu girişimler, Atatürk'ün yaklaşan savaşı önceden gördüğünü ve Türkiye'yi hazırladığını gösterir.
Antant: Devletler arasında ortak çıkarlar için yapılan anlaşma, uzlaşma. Pakt: Devletler arasında özellikle güvenlik amacıyla yapılan resmî antlaşma.
- Nasıl sorulur: “Balkan Antantı ile Sadâbad Paktı'nı üyeleri ve amaçları bakımından karşılaştırınız.” Haritada üye ülkelerin gösterilmesi de istenir.
- Beklenen cevap: Benzer: İkisi de bölgesel güvenlik ve barışı amaçlar; ikisinin de nedeni yayılmacı devletlerin tehdididir. Farklı: Balkan Antantı batı, Sadâbad Paktı doğu sınırını güvence altına alır; üyeleri farklıdır.
- Çeldirici: “Bulgaristan Balkan Antantı'nın kurucu üyesidir.” ifadesi yanlıştır. “Sadâbad Paktı'na Suriye de katılmıştır.” ifadesi de yanlıştır; Suriye o dönemde Fransız mandasındaydı.
- Karıştırma: Türk-Yunan yakınlaşması Balkan Antantı'nı, Türkiye'nin İran-Irak arasındaki arabuluculuğu Sadâbad Paktı'nı kolaylaştırmıştır.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)
Öncesi
Lozan'da Boğazların yönetimi, başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılmış; Boğazların iki yakası askerden arındırılmıştı. Türkiye Boğazlarda asker bulunduramıyor, güvenliğini Milletler Cemiyetinin güvencesine bırakıyordu. Bu durum Türkiye'nin egemenlik haklarını sınırlıyordu. 1930'larda İtalya'nın Akdeniz'deki tehdidi, Almanya'nın silahlanması ve Milletler Cemiyetinin saldırıları önleyememesi, Boğazların güvenliğini tehlikeye soktu. Türkiye, değişen koşulları gerekçe göstererek Lozan'ı imzalayan devletlerden Boğazlar rejiminin yeniden görüşülmesini istedi. İtalyan tehdidinden rahatsız olan İngiltere ile Karadeniz'in güvenliğini önemseyen Sovyetler Birliği bu isteği destekledi.
Süreç
İsviçre'nin Montrö şehrinde toplanan konferansın sonunda 20 Temmuz 1936'da sözleşme imzalandı. Başlıca hükümleri şunlardır:
- Boğazlar Komisyonu kaldırıldı; komisyonun yetkileri Türkiye'ye devredildi.
- Türkiye Boğazlarda asker bulundurma ve tahkimat yapma hakkını kazandı.
- Ticaret gemileri barış zamanında Boğazlardan serbestçe geçecek.
- Savaş gemilerinin geçişi tonaj ve süre bakımından sınırlandırıldı; Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine daha sıkı sınırlamalar getirildi.
- Türkiye'nin taraf olmadığı bir savaşta, savaşan devletlerin savaş gemileri Boğazlardan geçemeyecek.
- Türkiye savaşa girerse ya da yakın bir savaş tehlikesi görürse geçişleri dilediği gibi düzenleyebilecek.
Sonuç ve önemi
Montrö'yle Boğazlar üzerinde Türk egemenliği tam olarak sağlandı; Lozan'da istenildiği gibi çözülemeyen bir konu Türkiye'nin lehine sonuçlandı. Türkiye'nin güvenliği ve uluslararası alandaki stratejik önemi arttı. Sözleşme, Türkiye'nin değişen dünya dengelerini iyi değerlendirerek haklarını savaşsız, görüşme yoluyla elde ettiğini gösterir. II. Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin savaş dışında kalmasında Montrö önemli rol oynadı. Sözleşme günümüzde de yürürlüktedir.
- Nasıl sorulur: “Lozan ve Montrö'yü Boğazlar bakımından karşılaştırınız.” ve “Montrö'nün imzalanmasında uluslararası ortamın etkisi nedir?”
- Beklenen cevap: Lozan'da Boğazlar komisyonla yönetilir ve askersizdir; Montrö'de komisyon kaldırılmış, Türkiye asker bulundurma hakkı kazanmış, tam egemenlik sağlanmıştır. İtalya ve Almanya'nın tehdidi İngiltere'yi ve Sovyetler Birliği'ni Türkiye'yi desteklemeye yöneltmiştir.
- Çeldirici: “Montrö ile Boğazlar ticaret gemilerine kapatılmıştır.” ifadesi yanlıştır; ticaret gemileri serbestçe geçer, sınırlama savaş gemilerine getirilmiştir.
- Karıştırma: Boğazlarda Türk egemenliği Sevr'de yok, Lozan'da sınırlı, Montrö'de tamdır.
Hatay'ın ana vatana katılması (1936-1939)
Öncesi
Hatay (İskenderun Sancağı) Misâk-ı Millî sınırları içindeydi; nüfusunun çoğunluğu Türk'tü. 1921 Ankara Antlaşması'yla Fransız mandasındaki Suriye sınırları içinde bırakılmış, ancak burada Türk kültürünü koruyan özel bir yönetim kurulması kabul edilmişti. Lozan'da da bu durum değişmedi. 1936'da Fransa, Suriye üzerindeki mandasını kaldırarak ülkeye bağımsızlık vermeyi kararlaştırdı ve Hatay'daki yetkilerini Suriye'ye devretmek istedi. Türkiye buna karşı çıktı: Fransa çekildiğine göre Hatay'ın geleceği yeniden belirlenmeliydi. Atatürk, Hatay'ı “şahsi meselem” olarak nitelendirdi.
Süreç
Türkiye sorunu Milletler Cemiyetine götürdü. Avrupa'da savaş tehlikesi büyüyordu ve Fransa, Türkiye'yi karşısına almak istemiyordu. Cemiyet 1937'de Hatay'ın iç işlerinde serbest, dış işlerinde Suriye'ye bağlı ayrı bir varlık olmasına karar verdi. Yapılan seçimlerden sonra toplanan meclis 2 Eylül 1938'de Hatay Cumhuriyeti'ni ilan etti. Cumhurbaşkanlığına Tayfur Sökmen seçildi; Türk kanunları kabul edildi.
Atatürk bu gelişmeleri ağır hasta olmasına karşın yakından izledi; Fransa'ya kararlılığını göstermek için güneye gezi yaptı. 10 Kasım 1938'de hayatını kaybetti. Hatay Meclisi 1939'da oy birliğiyle Türkiye'ye katılma kararı aldı ve Hatay ana vatana katıldı.
Sonuç ve önemi
Hatay, Misâk-ı Millî'nin Lozan'dan sonra gerçekleştirilen parçasıdır; bugünkü Türkiye-Suriye sınırı kesin biçimini aldı. Sorun savaşa başvurulmadan, uluslararası hukuk ve diplomasi yoluyla çözüldü. Hatay, Atatürk'ün uğrunda çalıştığı, ancak sonucunu göremediği son dış politika sorunudur. Olay, Türkiye'nin uygun uluslararası ortamı sabırla bekleyip doğru zamanda harekete geçtiğini gösterir.
- Nasıl sorulur: “Hatay Sorunu'nun Türkiye lehine çözülmesinde etkili olan etkenleri yazınız.” ve Hatay'ın geçirdiği aşamaların sıralanması.
- Beklenen cevap: Türkiye'nin kararlı tutumu, Milletler Cemiyeti üyesi olması, yaklaşan savaş nedeniyle Fransa'nın Türkiye'nin dostluğuna ihtiyaç duyması, Hatay halkının isteği. Aşamalar: özel yönetim (1921), ayrı varlık (1937), bağımsız cumhuriyet (1938), ana vatana katılma (1939).
- Çeldirici: “Hatay Atatürk hayattayken ana vatana katılmıştır.” ifadesi yanlıştır; Atatürk Hatay Cumhuriyeti'nin kuruluşunu görmüş, katılma 1939'da gerçekleşmiştir.
- Karıştırma: Musul Sorunu'nda Türkiye cemiyet üyesi değildi ve sonuç aleyhine oldu; Hatay Sorunu'nda üyeydi ve sonuç lehine oldu.
Dış siyasi gelişmelerin karşılaştırılması
Arka plan
Atatürk Dönemi'ndeki dış siyasi gelişmeler, yeni devletin önceliklerine göre iki grupta toplanır. İlk yıllarda öncelik, Lozan'dan kalan sorunları çözerek bağımsızlığı pekiştirmek ve komşularla barışı sağlamaktı. 1930'larda ise dünya savaşa sürüklenirken öncelik, ülkenin güvenliğini sağlamak ve Lozan'ın eksik bıraktığı egemenlik haklarını tamamlamak oldu.
Açıklama
| Ölçüt | 1923-1932 dönemi | 1932-1938 dönemi |
|---|---|---|
| Öncelik | Lozan'dan kalan sorunların çözümü; bağımsızlığın pekiştirilmesi | Güvenliğin sağlanması; egemenlik haklarının tamamlanması |
| Gelişmeler | Nüfus mübadelesi, yabancı okullar, dış borçlar, Musul | Milletler Cemiyetine üyelik, Balkan Antantı, Montrö, Sadâbad Paktı, Hatay |
| Muhataplar | Yunanistan, Fransa, İngiltere | Komşu devletler ve uluslararası kuruluşlar |
| Yöntem | İkili görüşmeler | Çok taraflı antlaşmalar ve bölgesel iş birlikleri |
| Uluslararası ortam | Savaş sonrası görece sakin dönem | Ekonomik bunalım, silahlanma ve yaklaşan savaş tehlikesi |
| Ortak yön | Bütün sorunlar barışçı yollarla, görüşme ve diplomasiyle çözülmüştür. Tam bağımsızlık ve millî çıkar esas alınmıştır. | |
Sonuç ve önemi
Türkiye on beş yılda, savaşa başvurmadan, Lozan'dan kalan sorunlarını çözdü, Boğazlarda tam egemenliğini sağladı, Hatay'ı ana vatana kattı ve çevresinde bir barış kuşağı oluşturdu. Yakın zamana kadar savaştığı Yunanistan'la dostluk kurması ve eski düşmanlarıyla iş birliği yapabilmesi, “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesinin uygulamadaki karşılığıdır. Bu politika, anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözülebileceğini göstermesi bakımından evrensel barışa da katkıdır.
- Nasıl sorulur: “Atatürk Dönemi dış siyasi gelişmelerini yeni devletin öncelikleri açısından benzer ve farklı yönleriyle karşılaştırınız.” Soru T diyagramı ya da tabloyla da gelebilir.
- Beklenen cevap: Benzer: Hepsinde barışçı yöntem ve tam bağımsızlık esas alınmıştır. Farklı: 1923-1932'de Lozan'dan kalan sorunlar, 1932-1938'de güvenlik ve egemenlik haklarının tamamlanması önceliklidir.
- Çeldirici: “Atatürk Dönemi'nde bütün dış sorunlar Türkiye lehine çözülmüştür.” ifadesi yanlıştır; Musul Türkiye'nin aleyhine sonuçlanmıştır.
- Sıralama: Musul (1926), mübadelenin çözümü (1930), Milletler Cemiyeti (1932), Balkan Antantı (1934), Montrö (1936), Sadâbad (1937), Hatay (1939).
Hızlı tekrar
| Gelişme | Muhatap | Sonuç |
|---|---|---|
| Nüfus mübadelesi | Yunanistan | 1930'da çözüldü; Türk-Yunan dostluğu başladı. |
| Yabancı okullar | Fransa başta olmak üzere Batılı devletler | Türkiye iç mesele saydı; okullar Türk kanunlarına bağlandı. |
| Dış borçlar | Fransa başta olmak üzere alacaklılar | 1933'te ödeme planı belirlendi. |
| Musul | İngiltere | 1926 Ankara Antlaşması; Irak'a bırakıldı. |
| Milletler Cemiyeti | Uluslararası kuruluş | 1932'de davet üzerine üye olundu. |
| Balkan Antantı | Yunanistan, Yugoslavya, Romanya | Batı sınırı güvence altına alındı. |
| Montrö | Lozan'ı imzalayan devletler | Boğazlarda tam egemenlik sağlandı. |
| Sadâbad Paktı | İran, Irak, Afganistan | Doğu sınırı güvence altına alındı. |
| Hatay | Fransa | 1938'de cumhuriyet, 1939'da ana vatana katılma |
Kendini dene
Soruları önce kendin cevaplamaya çalış, sonra cevabını kontrol et.
Atatürk Dönemi Türk dış politikasının temel ilkelerinden üçünü yazınız.
Tam bağımsızlık, barışçılık (“Yurtta sulh, cihanda sulh.”) ve gerçekçilik.
Nüfus mübadelesinin dışında tutulan iki grup hangisidir?
İstanbul'da yerleşik Rumlar ve Batı Trakya'daki Türkler.
Nüfus mübadelesinde “yerleşik” kavramı neden sorun olmuştur?
Yunanistan İstanbul'da daha çok Rum bırakmak için bütün Rumların yerleşik sayılmasını istemiş, Türkiye ise yalnızca 30 Ekim 1918'den önce yerleşenleri kabul etmiştir.
Türkiye yabancı okullar konusunda hangi kuralları getirmiştir?
Türkçe, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenlerce Türkçe okutulması, okulların Türk müfettişlerce denetlenmesi ve dinî-siyasi propaganda yapılmaması.
Musul'un Misâk-ı Millî sınırları içinde sayılmasının gerekçesi nedir?
Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Musul Türk askerinin elindeydi; İngilizler şehri ateşkesten sonra işgal etmiştir.
Musul Sorunu'nun Türkiye aleyhine sonuçlanmasında etkili olan iki nedeni yazınız.
Şeyh Sait İsyanı'nın çıkması ve Türkiye'nin Milletler Cemiyeti üyesi olmaması; cemiyetin İngiltere'nin etkisinde bulunması.
Türkiye Milletler Cemiyetine nasıl üye olmuştur? Bu durum neyi gösterir?
Kendisi başvurmamış, İspanya'nın önerisi ve Yunanistan'ın desteğiyle yapılan davet üzerine üye olmuştur. Bu, eşitlik ilkesine verdiği önemi ve barışçı politikasının kabul gördüğünü gösterir.
Balkan Antantı'nın kurulmasına yol açan gelişmeler nelerdir? Hangi Balkan devletleri katılmamıştır?
İtalya'nın ve Almanya'nın yayılmacı politikaları ile Bulgaristan'ın toprak istekleri. Bulgaristan ve Arnavutluk katılmamıştır.
Sadâbad Paktı'nın üyelerini ve kurulma nedenini yazınız.
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan. İtalya'nın Habeşistan'ı işgal etmesi ve Doğu Akdeniz'e yönelmesi üzerine doğu sınırının güvenliğini sağlamak için kurulmuştur.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin Türkiye'ye kazandırdığı iki hakkı yazınız.
Boğazlar Komisyonu kaldırılarak yetkileri Türkiye'ye devredilmiş, Türkiye Boğazlarda asker bulundurma hakkını kazanmıştır.
Boğazların durumunu Sevr, Lozan ve Montrö'ye göre karşılaştırınız.
Sevr'de Türk üyenin bulunmadığı bir komisyon yönetir. Lozan'da başkanı Türk olan bir komisyon yönetir ve Boğazlar askersizdir. Montrö'de komisyon kaldırılmış, tam Türk egemenliği sağlanmıştır.
Hatay'ın ana vatana katılma sürecindeki aşamaları sırasıyla yazınız.
1921'de özel yönetim, 1937'de iç işlerinde serbest ayrı bir varlık, 1938'de bağımsız Hatay Cumhuriyeti, 1939'da ana vatana katılma.
Hatay Sorunu'nun Türkiye lehine çözülmesinde uluslararası ortamın etkisi nedir?
Avrupa'da savaş tehlikesi büyüdüğü için Fransa Türkiye'yi karşısına almak istememiş, Türkiye'nin dostluğuna ihtiyaç duymuştur.
Atatürk Dönemi dış politikasında 1923-1932 ile 1932-1938 dönemlerinin önceliklerini karşılaştırınız.
1923-1932'de öncelik Lozan'dan kalan sorunların çözümü ve bağımsızlığın pekiştirilmesidir. 1932-1938'de öncelik güvenliğin sağlanması ve egemenlik haklarının tamamlanmasıdır.
Önce Lozan'ın bıraktığı dosyalar kapatıldı: mübadele, okullar, borçlar, Musul. Sonra güvenlik örüldü: batıda Balkan Antantı, doğuda Sadâbad, ortada Montrö. En sonda Hatay ana vatana katıldı. Hepsi savaşsız kazanıldı; yalnızca Musul kaybedildi.