11. Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi 1. Ünite: Türklerde Hukuk Ders Notu

·Güncellendi:

Bu yazıda 11. sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi 1. ünite “Türklerde Devlet Yönetimi ve Hukuk” ünitesinin ikinci konusu olan Türklerde hukuku özetliyoruz. Töreyi, şer'i ve örfi hukuku, kanunnameleri, Tanzimat ve Islahat fermanlarını, Mecelle'yi, Kanun-ı Esasi'yi, Türk Medeni Kanunu'nu ve Cumhuriyet Dönemi anayasalarını nedenleri ve sonuçlarıyla öğreneceksin. Ünitenin tamamını PDF olarak da indirebilirsin.

PDF olarak indir

Bir bakışta Türk hukuku

  1. VIII. yüzyıl · Orhun YazıtlarıTöreye bağlılık devletin devamının şartı olarak anlatıldı.
  2. XV. yüzyıl · Fatih kanunnameleriÖrfi hukuk yazılı ve merkezî hâle geldi.
  3. 1839 · Tanzimat FermanıKanun gücünün üstünlüğü kabul edildi.
  4. 1856 · Islahat FermanıGayrimüslim tebaanın hakları genişletildi.
  5. 1869-1876 · Mecelleİslam hukuku maddeler hâlinde kanunlaştırıldı.
  6. 1876 · Kanun-ı Esasiİlk Osmanlı anayasası kabul edildi.
  7. 1921 · Teşkilat-ı EsasiyeMillî egemenlik anayasaya girdi.
  8. 1924 · Şer'iyye mahkemelerinin kaldırılmasıYargıda birlik sağlandı.
  9. 1926 · Türk Medeni KanunuLaik medeni hukuk düzeni kuruldu.
  10. 1924, 1961, 1982 · AnayasalarCumhuriyet'in devlet düzeni yeniden tanımlandı.

Türklerde töre

Arka plan

İnsanların bir arada yaşadığı her yerde çıkarlar çatışır; düzeni ve adaleti sağlamak, haklar ile yükümlülükler arasında denge kurmak için kurallara ihtiyaç vardır. Hukuk bu ihtiyaçtan doğar ve toplumun şartlarıyla birlikte değişir. Mecelle'deki “Zamanların değişmesiyle hükümlerin değişmesi inkâr edilemez.” ilkesi bu ilişkiyi özetler.

İslamiyet öncesi Türkler bozkırda konargöçer yaşıyordu. Sürekli hareket hâlindeki bir toplumda ayrıntılı yazılı kanunlar, kalıcı mahkemeler ve hapishaneler kurmak mümkün değildi. Otlakların paylaşımı, hayvan hırsızlığı, boylar arası anlaşmazlıklar ve savaş disiplini gibi konular hızlı ve kesin biçimde çözülmek zorundaydı. Bu ihtiyaç, nesilden nesile aktarılan sözlü kurallar bütününü yani töreyi ortaya çıkardı.

Açıklama

Töre, İslamiyet öncesi Türklerde devletin işleyişini, toplumsal ilişkileri ve adalet anlayışını düzenleyen kurallar bütünüdür. Yazılı değildir; ancak kağan dâhil herkes töreye uymak zorundadır. Töre üç kaynaktan beslenir:

  • Toplumda zamanla yerleşen örf ve âdetler
  • Kurultayın aldığı kararlar
  • Kağanın buyrukları

Kağan ve kurultay, yeni ihtiyaçlar ortaya çıktığında töreye yeni kurallar ekleyebilir ya da var olanı değiştirebilirdi. Ancak törenin değişmeyen dört temel ilkesi vardı:

Törenin değişmez ilkesiAnlamı
KönilikAdalet
Uzlukİyilik, faydalılık
TüzlükEşitlik
Kişilikİnsanlık, evrensellik

Davalara yargu adı verilen mahkemelerde bakılırdı. Siyasi suçlara ve devleti ilgilendiren önemli davalara kağanın başkanlık ettiği yüksek mahkeme, diğer davalara yargucı denilen hâkimler bakardı. Cezalar konargöçer yaşama uygundu: Vatana ihanet, adam öldürme ve at hırsızlığı gibi ağır suçlar ölümle cezalandırılır; hafif suçlarda zararın mal ile ödenmesi istenirdi. Uzun süreli hapis cezası yoktu.

Önemli kavram

Töre: Kağan dâhil herkesi bağlayan yazısız hukuk kuralları. Yargu: Mahkeme. Yargucı: Hâkim.

Sonuç ve önemi

Töre, kağanın yetkisini sınırladı ve iktidarın keyfî kullanılmasını önledi; bu yönüyle hukukun üstünlüğü düşüncesinin erken bir örneğidir. Kağanın meşruiyeti töreye uygun yönetmesine bağlandı. Orhun Yazıtları'nda töreye bağlılık devletin devamının şartı olarak anlatılır; Türklerde “İl gider, töre kalır.” sözü de devletin yıkılabileceğini ama törenin yaşayacağını ifade eder.

Töre İslamiyet'in kabulüyle ortadan kalkmadı; örfi hukuk adıyla Türk-İslam devletlerinde ve Osmanlı'da yaşamayı sürdürdü. Yerleşik hayata geçen Uygurlarda ise mülkiyet, borç ve alım satımla ilgili yazılı hukuk belgeleri düzenlenmeye başladı.

Sınavda
  • Nasıl sorulur: “Törenin kaynaklarını ve değişmez ilkelerini yazınız.” ve “Kağanın töreye uymak zorunda olması neyi gösterir?”
  • Beklenen cevap: Kaynaklar: Örf ve âdetler, kurultay kararları, kağan buyrukları. İlkeler: Könilik, uzluk, tüzlük, kişilik. Kağanın töreye bağlı olması hükümdarın yetkilerinin sınırlı olduğunu ve hukukun üstün tutulduğunu gösterir.
  • Çeldirici: “Töre yazılı olmadığı için bağlayıcı değildir.” ifadesi yanlıştır. “Töre hiçbir şekilde değiştirilemez.” ifadesi de yanlıştır; kurultay ve kağan yeni kurallar ekleyebilir, yalnızca dört temel ilke değişmez.
  • Karıştırma: Könilik adalet, tüzlük eşitlik, uzluk iyilik ve faydalılık, kişilik insanlık demektir.
  • Yorum: Hapis cezalarının kısa olması konargöçer yaşamın sonucudur.

Türk-İslam devletlerinde hukuk: şer'i ve örfi hukuk

Arka plan

Türkler X. yüzyıldan itibaren kitleler hâlinde İslamiyet'i kabul etti. İslam dininin Kur'an ve sünnete dayanan kendi hukuk kuralları vardı; Müslüman olan Türkler bu kuralları benimsedi. Ancak Türklerin yüzyıllardır uyguladığı bir devlet geleneği ve töresi de vardı. Üstelik büyüyen devletlerin vergi, askerlik, toprak düzeni ve yönetim gibi alanlarda yeni kurallara ihtiyacı vardı. Bu durum iki hukuk alanının birlikte uygulanmasına yol açtı.

Açıklama

Şer'i hukuk, kaynağını İslam dininden alan hukuktur. Örfi hukuk ise Türk töresine ve hükümdarın devlet ihtiyaçları için koyduğu kurallara dayanır. Örfi hukuk, İslam hukukunun yöneticiye tanıdığı düzenleme yetkisi çerçevesinde oluşturuldu.

ÖlçütŞer'i hukukÖrfi hukuk
KaynağıKur'an, sünnet, icma ve kıyasTürk töresi, örf ve âdetler, hükümdar fermanları, kanunnameler
Ağırlıklı alanıAile, evlilik, boşanma, miras, vakıf ve dinî konularYönetim, maliye, vergi, toprak, askerlik ve kamu düzeni
Temel amacıDinî ilkelere uygun adaletDevlet düzenini ve kamu yararını korumak
Değişime açıklığıYorum yöntemleri çerçevesinde değişir.Yönetimin ihtiyaçlarına göre daha kolay düzenlenir.

Selçuklularda yargı da bu ayrıma göre düzenlendi:

Selçuklu yargı görevlisi ya da kurumuGörevi
KadıŞer'i davalara bakar.
Kadı'l-kudatBaş kadıdır; kadıların başında bulunur.
Emir-i dâdÖrfi davalara bakar.
Kadıasker (kazasker)Askerler arasındaki davalara bakar.
Divan-ı MezalimSultanın başkanlık ettiği yüksek mahkemedir; halkın görevlilerden şikâyetlerini ve büyük davaları görüşür.

Sonuç ve önemi

İslamiyet'in kabulü Türk hukukunda bir kopuş değil, bir sentez yarattı: Yeni dinin kuralları eski yönetim ve hukuk geleneğiyle kaynaştı. Hükümdarın örfi hukuk yoluyla kural koyabilmesi, devlete değişen ihtiyaçlara hızlı cevap verme imkânı sağladı. Selçuklularda biçimlenen bu ikili yapı Osmanlı hukuk düzeninin de temelini oluşturdu.

Sınavda
  • Nasıl sorulur: “Şer'i hukuk ile örfi hukuku kaynakları ve düzenledikleri konular bakımından karşılaştırınız.”
  • Beklenen cevap: Şer'i hukukun kaynağı Kur'an, sünnet, icma ve kıyastır; aile, miras ve dinî konuları düzenler. Örfi hukukun kaynağı töre ve hükümdar fermanlarıdır; yönetim, vergi, askerlik ve kamu düzenini düzenler.
  • Çeldirici: “İslamiyet'in kabulüyle töre tamamen terk edilmiştir.” ifadesi yanlıştır; töre örfi hukuk olarak sürmüştür. “Örfi hukuk şer'i hukuka aykırı kurallardan oluşur.” ifadesi de yanlıştır; iki alan birbirini tamamlar.
  • Karıştırma: Selçuklularda şer'i davalara kadı, örfi davalara emir-i dâd bakar. Divan-ı Mezalim'e sultan başkanlık eder.

Osmanlı hukuk düzeni: kadı, kanunname ve millet sistemi

Arka plan

Osmanlı Devleti küçük bir uç beyliğinden üç kıtaya yayılan bir imparatorluğa dönüştü. Sınırlar genişledikçe farklı din, dil ve geleneklere sahip topluluklar aynı yönetim altına girdi. Fethedilen her bölgenin kendine özgü vergi ve toprak düzeni vardı. Bu kadar geniş ve çeşitli bir ülkeyi yönetebilmek için kuralların yazıya geçirilmesi ve merkezden denetlenmesi gerekiyordu.

Açıklama

Osmanlı hukuk düzeninde şer'i ve örfi hukuk birlikte uygulandı. Padişahın idari, mali ve cezai konularda verdiği emirler ferman olarak yayımlanır; bu hükümler zamanla kanunnamelerde toplanırdı. Kanunnameler bütün ülkeyi kapsayabildiği gibi yalnızca bir sancağı ya da bir meslek grubunu da ilgilendirebilirdi.

Fatih Sultan Mehmed'in devlet teşkilatı ve reayayla ilgili kanunnameleri merkezî yönetimi ve yazılı hukuk düzenini güçlendirdi. Kanuni Sultan Süleyman döneminde önceki kanunlar derlenip sistemleştirildi; padişah bu çalışmalar nedeniyle “Kanuni” unvanıyla anıldı.

Yargının temel görevlisi kadıdır. Osmanlı kadısı hem şer'i hükümleri hem de kanunnameleri uygulardı. Kadı yalnızca hâkim değildi; bulunduğu kazanın yöneticisiydi, noterlik ve belediye işlerini de yürütürdü. Kadıların kararları şer'iyye sicillerine yazılırdı. Karara itiraz edenler Divan-ı Hümayun'a başvurabilirdi. Divanda adalet işlerinden kazasker sorumluydu; kadıları o atardı.

Mahkemelerde şuhudü'l-hâl adı verilen kişiler bulunurdu. Bölgenin güvenilir kişilerinden oluşan bu heyet yargılamayı izler, yerel uygulamalar hakkında kadıyı bilgilendirir ve kararın adil olup olmadığına tanıklık ederdi. Bu uygulama yargılamanın toplum tarafından gözlenmesini sağlıyordu.

Gayrimüslim topluluklar millet sistemi içinde yönetildi. Bu topluluklar evlilik, boşanma ve miras gibi konulardaki davalarını kendi cemaat mahkemelerinde, kendi dinî kurallarına göre çözebiliyordu.

Sonuç ve önemi

Kanunnameler, sözlü geleneklerin ve devlet uygulamalarının yazılı ve merkezî kurallara dönüşmesini sağladı. Kadı sayesinde devletin adaleti en küçük yerleşim birimine kadar ulaştı. Millet sistemi farklı toplulukların yüzyıllarca bir arada yaşamasını kolaylaştırdı. Ancak aynı ülkede farklı topluluklar için farklı hukuk kurallarının bulunması, XIX. yüzyılda çözülmesi gereken bir soruna dönüşecekti.

Sınavda
  • Nasıl sorulur: “Osmanlı Devleti'nde kadının görevlerini yazınız.” ve “Kanunnamelerin Osmanlı hukukundaki önemini açıklayınız.”
  • Beklenen cevap: Kadı davalara bakar, kazayı yönetir, noterlik ve belediye işlerini yürütür. Kanunnameler örfi hukuku yazılı hâle getirmiş, merkezî yönetimi güçlendirmiştir.
  • Çeldirici: “Osmanlı'da kadı yalnızca yargı görevi yapar.” ifadesi yanlıştır; kadı aynı zamanda yöneticidir. “Osmanlı'da yalnızca şer'i hukuk uygulanmıştır.” ifadesi de yanlıştır.
  • Karıştırma: Kadı kazada yargıç ve yöneticidir; kazasker divan üyesidir ve kadıları atar. Ferman padişahın tek bir konudaki emri, kanunname hükümlerin toplandığı derlemedir.

Tanzimat Fermanı (1839)

Öncesi

XIX. yüzyılın başında Osmanlı Devleti içte ve dışta zor durumdaydı. Padişahın yetkileri ilk kez 1808'de âyanlarla imzalanan Sened-i İttifak ile sınırlanmıştı. II. Mahmud merkezî otoriteyi yeniden kurmak için köklü yenilikler yaptı; ancak milliyetçilik isyanları sürüyor, Avrupalı devletler azınlıkların haklarını bahane ederek iç işlere karışıyordu. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın isyanı devleti yıkılmanın eşiğine getirdi; Osmanlı ordusu 1839'da Nizip'te yenildi.

Devlet adamları iki şeye ihtiyaç olduğunu görüyordu: Mısır sorununda Avrupa'nın desteğini almak ve bütün tebaayı ortak kurallar çevresinde devlete bağlamak. Avrupa'yı yakından tanıyan Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa, genç padişah Abdülmecid'i bir ferman ilan etmeye ikna etti.

Süreç

Ferman 3 Kasım 1839'da Gülhane Parkı'nda Mustafa Reşid Paşa tarafından okundu; bu yüzden Gülhane Hatt-ı Hümayunu adıyla da anılır. Başlıca hükümleri şunlardır:

  • Müslüman ve gayrimüslim bütün tebaanın can, mal ve namus güvenliği sağlanacak.
  • Vergiler herkesin gücüne göre toplanacak.
  • Askerlik bir düzene bağlanacak ve süresi belirlenecek.
  • Mahkemeler açık olacak; hiç kimse yargılanmadan cezalandırılmayacak.
  • Kişilerin malına devletçe el konulması demek olan müsadere kaldırılacak.
  • Rüşvet ve iltimas önlenecek.
  • Padişah dâhil herkes kanunlara uyacak.

Sonuç ve önemi

Padişah kendi isteğiyle yetkilerini sınırladı ve kanun gücünün her gücün üstünde olduğunu kabul etti. Bu, Osmanlı'da hukuk devleti ve anayasal düzen düşüncesinin başlangıcı sayılır. Ferman halkın isteği ya da baskısıyla değil, devlet adamlarının girişimiyle hazırlandı.

Fermanın ardından hukukta yeni bir dönem başladı. Avrupa'dan, özellikle Fransa'dan ceza ve ticaret kanunları alındı. Şer'iyye mahkemelerinin yanında yeni kanunları uygulayan nizamiye mahkemeleri ve ticaret mahkemeleri kuruldu. Böylece ülkede şer'iyye mahkemeleri, nizamiye mahkemeleri, cemaat mahkemeleri ve konsolosluk mahkemeleri aynı anda çalışmaya başladı. Bu duruma hukukta ikilik denir. Fermandaki vaatlerin tamamı ise uygulamaya hemen geçirilemedi.

Sınavda
  • Nasıl sorulur: “Tanzimat Fermanı'nın Osmanlı hukuk tarihi açısından önemini açıklayınız.” ya da fermandan bir madde verilip hangi ilkeyle ilgili olduğu sorulur.
  • Beklenen cevap: Padişah yetkilerini kendi isteğiyle sınırladı, kanun üstünlüğü kabul edildi, can, mal ve namus güvenliği güvence altına alındı, anayasal düzene giden yol açıldı.
  • Çeldirici: “Tanzimat Fermanı bir anayasadır.” ifadesi yanlıştır. “Ferman halkın isteği üzerine ilan edilmiştir.” ifadesi de yanlıştır. Fermanda meclis ya da seçimle ilgili hüküm yoktur.
  • Karıştırma: Padişahın yetkilerini ilk kez sınırlayan belge Sened-i İttifak'tır (1808). Padişahın kanunun üstünlüğünü kendi isteğiyle kabul ettiği belge ise Tanzimat Fermanı'dır.

Islahat Fermanı (1856)

Öncesi

Tanzimat Fermanı'nın getirdiği eşitlik ilkesi uygulamada yetersiz kaldı; Avrupalı devletler gayrimüslimlerin durumunu gerekçe göstererek Osmanlı'nın iç işlerine karışmayı sürdürdü. Rusya, Ortodoksların koruyuculuğunu öne sürerek savaş açtı ve Kırım Savaşı (1853-1856) başladı. Osmanlı Devleti savaşı İngiltere ve Fransa'nın desteğiyle kazandı. Barış görüşmeleri Paris'te yapılacaktı. Osmanlı yönetimi hem müttefiklerinin isteklerini karşılamak hem de Avrupa'nın müdahalesine fırsat bırakmamak için konferanstan önce yeni bir ferman hazırladı.

Süreç

Ferman 1856'da, Paris Antlaşması'ndan kısa süre önce ilan edildi. Tanzimat'taki güvenceleri yineledi ve özellikle gayrimüslim tebaaya yeni haklar tanıdı:

  • Gayrimüslimler devlet memuru olabilecek, il meclislerine üye seçilebilecek.
  • Askerî ve sivil okullara girebilecek, kendi okullarını açabilecek.
  • İbadet özgürlüğü tam olarak sağlanacak; kilise, okul ve hastane yapımı ve onarımı kolaylaşacak.
  • Mahkemeler açık olacak, gayrimüslimlerin tanıklığı kabul edilecek.
  • Gayrimüslimler askerlik yapacak; isteyen bedel ödeyerek askerlikten muaf olabilecek.
  • Vergiler herkesten gelirine göre alınacak.
  • Gayrimüslimleri küçük düşürücü sözlerin kullanılması yasaklanacak.

Sonuç ve önemi

Müslümanlarla gayrimüslimler arasında hukuki eşitlik sağlanmaya çalışıldı; amaç, bütün tebaayı “Osmanlı” kimliği altında birleştirmekti. Ferman Paris Antlaşması'nda da anıldı ve Avrupalı devletlerin iç işlere karışmayacağı belirtildi; ancak müdahaleler sona ermedi. Gayrimüslimlere tanınan haklar Müslüman halk arasında tepkiyle karşılandı. Ferman, dış baskıların Osmanlı iç düzeni üzerindeki etkisini açıkça gösterir.

ÖlçütTanzimat Fermanı (1839)Islahat Fermanı (1856)
KapsamıBütün tebaaÖzellikle gayrimüslim tebaa
Öne çıkan konuCan, mal ve namus güvenliği; kanun üstünlüğü; vergi ve askerlik düzeniGayrimüslimlerin memurluk, eğitim, ibadet ve temsil hakları
OrtamMısır sorunu, merkezîleşme ihtiyacıKırım Savaşı sonrası, Paris Konferansı öncesi
Dış etkiAvrupa'nın desteğini kazanma amacı vardır.Avrupalı devletlerin baskısı çok daha belirgindir.
Ortak yönİkisi de fermandır, anayasa değildir; ikisinde de halkın isteği yoktur; ikisi de devletin dağılmasını önlemeyi amaçlar.
Sınavda
  • Nasıl sorulur: “Tanzimat ve Islahat fermanlarını karşılaştırınız.” ve “Islahat Fermanı'nın ilan edilmesinde dış etkenlerin rolünü açıklayınız.”
  • Beklenen cevap: Tanzimat bütün tebaanın güvenliğini ve kanunla yönetimi, Islahat ise gayrimüslimlerin haklarını öne çıkarır. Islahat, Paris Konferansı öncesinde Avrupa'nın müdahalesini önlemek için ilan edilmiştir.
  • Çeldirici: “Islahat Fermanı'ndan sonra Avrupalı devletler Osmanlı'nın iç işlerine karışmamıştır.” ifadesi yanlıştır. “Islahat Fermanı Müslüman halkın haklarını genişletmiştir.” ifadesi de yanlıştır; ferman gayrimüslimlere yöneliktir.
  • Karıştırma: Tanzimat Fermanı 1839'da ve Mısır sorunu sırasında, Islahat Fermanı 1856'da ve Kırım Savaşı'nın ardından ilan edilmiştir.

Mecelle (1869-1876)

Öncesi

Tanzimat'tan sonra kurulan nizamiye mahkemelerinde görev yapan hâkimlerin çoğu İslam hukuku eğitimi almamıştı. İslam hukukunun kuralları ise tek bir kitapta toplanmış değildi; çok sayıda fıkıh kitabına dağılmıştı ve aynı konuda farklı görüşler bulunuyordu. Hâkimlerin kolayca başvurabileceği, maddeler hâlinde yazılmış ortak bir kaynağa ihtiyaç vardı. Bazı devlet adamları Fransız Medeni Kanunu'nun çevrilip alınmasını önerdi. Ahmed Cevdet Paşa ise kanunun İslam hukukuna dayanarak hazırlanmasını savundu ve bu görüş kabul edildi.

Süreç

Ahmed Cevdet Paşa'nın başkanlığındaki bir kurul 1869-1876 yılları arasında Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'yi hazırladı. Mecelle, İslam hukukunun özellikle borçlar, eşya ve yargılama alanlarındaki kurallarını modern kanun tekniğiyle, maddeler hâlinde bir araya getirdi. Aile ve miras hukuku ise Mecelle'de yer almadı.

Sonuç ve önemi

Mecelle, Osmanlı Devleti'nin ilk medeni kanunu kabul edilir. Geleneksel fıkıh birikimini Batı tarzı kanunlaştırma yöntemiyle birleştirdi; bu yönüyle eski ile yeni hukuk anlayışı arasında bir geçiş noktasıdır. Mahkemelerde uygulama birliği sağladı ve 1926'da Türk Medeni Kanunu kabul edilene kadar yürürlükte kaldı. Aile hukukundaki boşluk ancak 1917'de çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile doldurulmaya çalışıldı.

Sınavda
  • Nasıl sorulur: “Mecelle'nin hazırlanma nedenlerini ve önemini yazınız.” ve “Mecelle ile Türk Medeni Kanunu arasındaki farkları belirtiniz.”
  • Beklenen cevap: Nedenler: Yeni mahkemelerin ortak ve yazılı bir kaynağa ihtiyaç duyması, kuralların dağınık olması. Önemi: İlk Osmanlı medeni kanunudur, İslam hukukunu maddeler hâlinde kanunlaştırmıştır.
  • Çeldirici: “Mecelle Avrupa'dan alınmıştır.” ifadesi yanlıştır; kaynağı İslam hukukudur, yalnızca yöntemi moderndir. “Mecelle aile hukukunu düzenlemiştir.” ifadesi de yanlıştır.
  • Karıştırma: Mecelle dinî kaynaklı ve Osmanlı dönemine aittir; Türk Medeni Kanunu (1926) laik ve Cumhuriyet dönemine aittir.

Kanun-ı Esasi ve meşrutiyet (1876-1909)

Öncesi

Tanzimat ve Islahat fermanları devletin dağılmasını önleyemedi. Genç Osmanlılar, padişahın yetkilerinin bir anayasa ve meclisle sınırlandırılmasını savundu. Onlara göre bütün toplulukların temsil edildiği bir meclis hem azınlıkları devlete bağlayacak hem de Avrupa'nın müdahale gerekçesini ortadan kaldıracaktı. 1875-1876 yıllarında mali kriz, Balkan isyanları ve taht değişiklikleri bu görüşü güçlendirdi. Tahta çıkan II. Abdülhamid anayasayı ilan etmeye söz verdi. Anayasayı Mithat Paşa'nın başkanlık ettiği bir kurul hazırladı.

Süreç

23 Aralık 1876'da Kanun-ı Esasi ilan edildi. Başlıca özellikleri şunlardır:

  • Yasama görevi iki kanatlı Meclis-i Umumi'ye verildi: Meclis-i Âyan üyelerini padişah atar, Meclis-i Mebusan üyelerini halk seçer.
  • Yürütme padişah ve hükûmettedir; hükûmet meclise değil padişaha karşı sorumludur.
  • Padişah meclisi açma ve kapatma yetkisine sahiptir; kendisi sorumsuzdur.
  • Padişah, devletin güvenliğini bozduğu düşünülen kişileri sürgün edebilir.
  • Kişi özgürlüğü, mülkiyet hakkı, konut dokunulmazlığı ve dilekçe hakkı gibi temel haklar tanındı.
  • Devletin dini İslam, resmî dili Türkçedir.

Padişah, 93 Harbi'ni gerekçe göstererek 1878'de Meclis-i Mebusan'ı süresiz tatil etti. Anayasa resmen yürürlükte kaldı; ama uygulanmadı. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla meclis yeniden açıldı. 31 Mart Vakası'ndan sonra yapılan 1909 değişiklikleri anayasanın niteliğini değiştirdi:

  • Hükûmet meclise karşı sorumlu hâle geldi.
  • Padişahın meclisi kapatması zorlaştırıldı, sürgün yetkisi kaldırıldı.
  • Padişahın meclis önünde anayasaya bağlılık yemini etmesi şart koşuldu.
  • Toplanma ve dernek kurma hakkı tanındı; basına sansür yasaklandı.

Sonuç ve önemi

Kanun-ı Esasi, Türk tarihinin ilk anayasasıdır. Osmanlı Devleti mutlakiyetten meşrutiyete geçti; halk ilk kez temsilcileri aracılığıyla yönetime katıldı. 1876 metni padişahı meclisin üstünde tutuyordu; 1909 değişiklikleriyle parlamenter sistemin temel ilkeleri benimsendi. Savaşlar ve siyasi çatışmalar bu düzenin yerleşmesini engelledi; ancak anayasa ve meclis deneyimi Cumhuriyet'e miras kaldı.

Sınavda
  • Nasıl sorulur: “Kanun-ı Esasi'nin padişaha tanıdığı yetkileri yazınız.” ve “1909 değişikliklerinin Kanun-ı Esasi'ye getirdiği yenilikler nelerdir?”
  • Beklenen cevap: 1876'da padişah meclisi açıp kapatabilir, hükûmet padişaha karşı sorumludur, padişah sürgün yetkisine sahiptir. 1909'da hükûmet meclise karşı sorumlu oldu, padişahın yetkileri kısıtlandı, dernek kurma hakkı tanındı.
  • Çeldirici: “Kanun-ı Esasi'de egemenlik millete aittir.” ifadesi yanlıştır; egemenlik padişaha ve Osmanlı hanedanına aittir. Millî egemenliği kabul eden ilk anayasa 1921 Anayasası'dır.
  • Karıştırma: Kanun-ı Esasi 1876 tarihli Osmanlı anayasasıdır; Teşkilat-ı Esasiye 1921 tarihli TBMM anayasasıdır.
  • İlk olma özelliği: İlk Türk anayasası Kanun-ı Esasi'dir.

Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (1921)

Öncesi

İstanbul'un 1920'de işgal edilmesi ve Meclis-i Mebusan'ın dağıtılması üzerine 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM açıldı. Meclis, yasama ve yürütme yetkilerini millet adına üstlendi. Ancak ortada olağanüstü bir durum vardı: Kanun-ı Esasi egemenliği padişaha veriyordu, TBMM ise egemenliği millet adına kullanıyordu. Yeni devletin dayandığı ilkelerin ve meclisin yetkilerinin hukuken belirlenmesi gerekiyordu. Savaş sürdüğü için uzun ve ayrıntılı bir metin hazırlamaya da zaman yoktu.

Süreç

20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi. Kısa ve sade bir metindir. Başlıca özellikleri şunlardır:

  • “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ilkesi kabul edildi.
  • Yasama ve yürütme yetkisi TBMM'de toplandı; bu, kuvvetler birliği ilkesidir.
  • Bakanlar meclis tarafından tek tek seçildi; bu, meclis hükûmeti sistemidir.
  • Devlet başkanlığı makamı yoktur; meclis başkanı hükûmetin de başkanıdır.

Sonuç ve önemi

Millî egemenlik yeni Türk devletinin kurucu ilkesi oldu ve Osmanlı yönetiminden Türkiye Devleti'ne geçiş hukuki zemine oturdu. Kuvvetler birliği, savaş koşullarında hızlı karar alınmasını sağladı. Anayasada temel haklarla ilgili ayrı bir bölüm bulunmaz; bu durum olağanüstü koşulların sonucudur. 1923'te yapılan değişiklikle yönetim biçiminin cumhuriyet olduğu bu anayasaya eklendi.

Sınavda
  • Nasıl sorulur: “1921 Anayasası'nda kuvvetler birliği ilkesinin benimsenmesinin nedeni nedir?” ve “1921 Anayasası'nın temel ilkesini yazınız.”
  • Beklenen cevap: Temel ilke millî egemenliktir. Kuvvetler birliği, savaş koşullarında hızlı karar alıp uygulayabilmek için benimsenmiştir.
  • Çeldirici: “1921 Anayasası'nda cumhurbaşkanlığı makamı vardır.” ifadesi yanlıştır; bu makam 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla oluşmuştur.
  • Karıştırma: Meclis hükûmeti sisteminde bakanları meclis tek tek seçer; kabine sisteminde başbakan bakanları belirler. Kabine sistemine 1923'te geçilmiştir.
  • İlk olma özelliği: Millî egemenliği kabul eden ilk anayasadır.

Cumhuriyet'in hukuk devrimi ve Türk Medeni Kanunu (1926)

Öncesi

Cumhuriyet, Osmanlı'dan dağınık bir hukuk düzeni devraldı. Şer'iyye mahkemeleri, nizamiye mahkemeleri ve cemaat mahkemeleri ayrı ayrı çalışıyor; aynı ülkede yaşayan insanlara dinlerine göre farklı kurallar uygulanıyordu. Mecelle aile hukukunu düzenlemiyor, toplumun değişen ihtiyaçlarını karşılamıyordu. Kadınlar evlenme, boşanma, miras ve tanıklık konularında erkeklerle eşit değildi. Bu tablo, millî egemenliğe dayanan laik bir devletin yapısıyla bağdaşmıyordu. Ayrıca Lozan görüşmelerinde Batılı devletler, Türk hukukunun yetersizliğini öne sürerek kapitülasyonların sürmesini savunmuştu.

Süreç

İlk adım 1924'te atıldı: Şer'iyye mahkemeleri kaldırıldı ve yargıda birlik sağlandı. Yeni kanunların sıfırdan hazırlanması yıllar alacağı için Avrupa'nın en yeni ve başarılı kanunlarından yararlanılmasına karar verildi. Yeni hukukçular yetiştirmek amacıyla 1925'te Ankara Hukuk Mektebi açıldı.

KanunÖrnek alınan ülke
Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunuİsviçre
Türk Ceza Kanunuİtalya
Türk Ticaret KanunuAlmanya

Türk Medeni Kanunu 1926'da kabul edildi. İsviçre Medeni Kanunu'nun seçilmesinin nedeni, Avrupa'nın en yeni medeni kanunlarından biri olması, akılcı ve laik bir anlayışla hazırlanması ve kadın-erkek eşitliğine yer vermesiydi. Kanunun getirdiği başlıca yenilikler şunlardır:

  • Resmî nikâh zorunlu oldu.
  • Tek eşlilik esası getirildi.
  • Kadınlara boşanma hakkı tanındı.
  • Mirasta ve tanıklıkta kadın-erkek eşitliği sağlandı.
  • Kadınlar istedikleri mesleği seçme hakkı kazandı.
  • Bütün vatandaşlar, dinine bakılmaksızın aynı kanuna tabi oldu.

Sonuç ve önemi

Hukuk birliği sağlandı ve hukuk düzeni laikleşti. Aile kurumu devlet güvencesine alındı, kadın toplumsal ve ekonomik hayatta erkekle eşit haklara kavuştu. Azınlıklar da Medeni Kanun'a tabi olmayı kabul etti; böylece cemaat mahkemelerinin yetkileri sona erdi ve Batılı devletlerin azınlıkları bahane ederek iç işlere karışmasının önü kapandı. Türk hukuk sistemi modern ve ulusal bir nitelik kazandı.

Sınavda
  • Nasıl sorulur: “Türk Medeni Kanunu'nun kadınlara sağladığı hakları yazınız.” ve “Medeni Kanun'un kabul edilmesinin nedenleri nelerdir?”
  • Beklenen cevap: Haklar: Resmî nikâh, tek eşlilik, boşanma hakkı, mirasta ve tanıklıkta eşitlik, meslek seçme özgürlüğü. Nedenler: Hukuk birliğinin olmaması, Mecelle'nin yetersizliği, kadın-erkek eşitsizliği, laik devlet yapısına uygun hukuk ihtiyacı.
  • Çeldirici: “Medeni Kanun ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.” ifadesi yanlıştır. Medeni Kanun kadınlara toplumsal ve ekonomik haklar tanımıştır; siyasi haklar 1930-1934 yılları arasında verilmiştir.
  • Karıştırma: Medeni Kanun İsviçre'den, Ceza Kanunu İtalya'dan, Ticaret Kanunu Almanya'dan alınmıştır.

Cumhuriyet Dönemi anayasaları

Öncesi

1921 Anayasası savaş koşullarında hazırlanmış kısa bir metindi. Cumhuriyet'in ilanından sonra devletin organlarını, vatandaşların haklarını ve yargıyı ayrıntılı biçimde düzenleyen yeni bir anayasaya ihtiyaç duyuldu. Sonraki yıllarda Türkiye'nin siyasi hayatındaki kırılmalar, yani çok partili hayata geçiş ile 1960 ve 1980 askerî müdahaleleri yeni anayasaların hazırlanmasına yol açtı. Her anayasa, kendisinden önceki dönemde yaşanan sorunlara bir cevap olarak yazıldı.

Süreç

AnayasaTemel özellikleriDönemin yönetim anlayışı
1921Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yasama ve yürütme TBMM'de toplanır.Millî Mücadele koşullarında millî egemenlik ve meclis hükûmeti
1924Millî egemenlik ve TBMM'nin üstünlüğü sürer. Kuvvetler birliği yumuşatılır: Meclis yürütme yetkisini cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu eliyle kullanır; yargı bağımsız mahkemelerdedir. Temel haklara yer verilir.Ulusal devletin kuruluşu ve yeni rejimin kurumlaşması
1961Kuvvetler ayrılığı ve parlamenter sistem benimsenir. Meclis iki kanatlıdır: Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu. Anayasa Mahkemesi kurulur. Hak ve özgürlükler genişletilir; sosyal devlet ilkesi, sendika ve grev hakkı anayasaya girer.Çoğulculuk ve iktidarın kurumlar aracılığıyla denetlenmesi
1982Kuvvetler ayrılığı sürer; meclis yeniden tek kanatlıdır. Yürütme güçlendirilir. Güvenlik ve kamu düzeni öne çıkar; olağanüstü hâllerde haklar sınırlandırılabilir.Devlet otoritesi ve güvenlik vurgusu

1924 Anayasası Cumhuriyet'in ilanından sonra hazırlanan ilk anayasadır. İnkılaplar bu anayasa döneminde yapıldı ve metne yansıdı: 1928'de “Devletin dini İslam'dır.” hükmü çıkarıldı, 1934'te kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı, 1937'de laiklik dâhil altı ilke anayasaya girdi. Çok partili hayata da bu anayasa yürürlükteyken geçildi. Ancak anayasa, meclis çoğunluğunun kararlarını denetleyecek bir kuruma yer vermiyordu.

1961 Anayasası, 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesinden sonra bir Kurucu Meclis tarafından hazırlandı ve halk oylamasıyla kabul edildi. Meclis çoğunluğunun gücünü dengelemek için Anayasa Mahkemesi ve ikinci meclis gibi kurumlar getirdi; üniversitelere ve radyo-televizyon kurumuna özerklik tanıdı.

1982 Anayasası, 12 Eylül 1980 askerî müdahalesinden sonra hazırlandı ve halk oylamasıyla kabul edildi. 1970'lerdeki siyasi istikrarsızlık ve şiddet olaylarına tepki olarak devlet otoritesini ve yürütmeyi güçlendirdi; siyasi katılım ve örgütlenmeye sınırlamalar getirdi. Bu anayasa sonraki yıllarda pek çok kez değiştirildi; 2017'de yapılan değişiklikle parlamenter sistemin yerini Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi aldı.

Sonuç ve önemi

Anayasalar, yazıldıkları dönemin koşullarını ve ihtiyaçlarını yansıtır. 1921'den bugüne bütün anayasalarda değişmeyen ilke millî egemenliktir. Değişen ise kuvvetlerin nasıl paylaştırıldığı, iktidarın nasıl denetlendiği ve hak ile özgürlüklerin nasıl düzenlendiğidir. Bir ülkede anayasanın bulunması tek başına hukuk devletinin ya da demokrasinin varlığını kanıtlamaz; anayasanın içeriği ve nasıl uygulandığı birlikte değerlendirilir.

Sınavda
  • Nasıl sorulur: “1924, 1961 ve 1982 anayasalarını kuvvetlerin düzenlenmesi bakımından karşılaştırınız.” ya da bir özellik verilip hangi anayasaya ait olduğu sorulur.
  • Beklenen cevap: 1921'de kuvvetler birliği ve meclis hükûmeti; 1924'te TBMM merkezli yumuşatılmış kuvvetler birliği; 1961'de kuvvetler ayrılığı, çift meclis ve Anayasa Mahkemesi; 1982'de kuvvetler ayrılığı, tek meclis ve güçlü yürütme vardır.
  • Çeldirici: “Laiklik ilkesi 1924 Anayasası'nın ilk metninde yer alır.” ifadesi yanlıştır; laiklik anayasaya 1937'de girmiştir. “1924 Anayasası halk oylamasıyla kabul edilmiştir.” ifadesi de yanlıştır; halk oylamasıyla kabul edilen ilk anayasa 1961 Anayasası'dır.
  • Karıştırma: Çift meclis Kanun-ı Esasi'de ve 1961 Anayasası'nda vardır. 1921, 1924 ve 1982 anayasalarında meclis tek kanatlıdır.
  • İlk olma özellikleri: Anayasa Mahkemesi ilk kez 1961 Anayasası'yla kurulmuştur. Halk oylamasıyla kabul edilen ilk anayasa da 1961 Anayasası'dır.

Hızlı tekrar

DönemHukukun temeliBelirgin özellik
İslamiyet öncesi TürklerTöre: örf ve âdetler, kurultay kararları, kağan buyruklarıYazısızdır; kağan dâhil herkesi bağlar.
İlk Türk-İslam devletleriŞer'i hukuk ve örfi hukukİslam hukuku ile töre kaynaşır; kadı ve emir-i dâd görev yapar.
Osmanlı klasik dönemiŞer'i hukuk, örfi hukuk, kanunnamelerKadı hem yargıç hem yöneticidir; örfi hukuk yazılı hâle gelir.
Tanzimat dönemiFermanlar, Avrupa'dan alınan kanunlar, MecelleKanun üstünlüğü kabul edilir; yeni mahkemeler kurulur, hukukta ikilik ortaya çıkar.
Meşrutiyet dönemiKanun-ı Esasiİlk anayasa ve meclis; 1909'da meclis güçlenir.
Cumhuriyet'in ilk yıllarıTBMM, anayasa ve laik kanunlarHukuk birliği sağlanır; Medeni Kanun kabul edilir.
GünümüzAnayasa, kanunlar ve uluslararası sözleşmelerYazılı hukuk, anayasal kurumlar ve bağımsız yargı ilkesi esas alınır.

Kendini dene

Soruları önce kendin cevaplamaya çalış, sonra cevabını kontrol et.

Törenin kaynaklarını ve değişmez ilkelerini yazınız.

Kaynakları: Örf ve âdetler, kurultay kararları, kağan buyrukları. Değişmez ilkeleri: Könilik (adalet), uzluk (iyilik ve faydalılık), tüzlük (eşitlik), kişilik (insanlık).

Töre neden kağan dâhil herkesi bağlayan bir hukuk düzeni sayılır?

Çünkü töre devlet düzenini ve toplumun ortak kurallarını belirler; kağanın meşruiyeti de töreye uygun yönetmesine bağlıdır. Töreye aykırı davranan kağan görevden uzaklaştırılabilir.

İslamiyet öncesi Türklerde hapis cezalarının kısa olmasının nedeni nedir?

Konargöçer yaşam tarzıdır. Sürekli hareket hâlindeki bir toplumda kalıcı hapishaneler kurmak mümkün olmadığı için cezalar kısa süreli ve hızlı uygulanır nitelikteydi.

Şer'i hukuk ile örfi hukuk arasındaki kaynak ve konu farklarını yazınız.

Şer'i hukuk Kur'an, sünnet, icma ve kıyasa dayanır; aile, miras ve dinî konuları düzenler. Örfi hukuk töreye, örfe ve hükümdar fermanlarına dayanır; yönetim, vergi, askerlik ve kamu düzenini düzenler.

Osmanlı Devleti'nde kadının yargı dışındaki görevleri nelerdir?

Bulunduğu kazanın yöneticisidir; noterlik ve belediye işlerini yürütür, devletin emirlerinin uygulanmasını sağlar.

Tanzimat Fermanı'nın Osmanlı hukuk tarihindeki önemi nedir?

Padişah kendi isteğiyle yetkilerini sınırlamış, kanun gücünün her gücün üstünde olduğunu kabul etmiştir. Hukuk devleti ve anayasal düzen düşüncesinin başlangıcı sayılır.

Tanzimat ve Islahat fermanlarının ortak ve farklı yönlerini yazınız.

Ortak: İkisi de fermandır, halkın isteğiyle hazırlanmamıştır ve devletin dağılmasını önlemeyi amaçlar. Farklı: Tanzimat bütün tebaanın güvenliğini ve kanunla yönetimi; Islahat özellikle gayrimüslimlerin haklarını öne çıkarır.

Tanzimat'tan sonra ortaya çıkan “hukukta ikilik” ne demektir?

Şer'iyye mahkemelerinin yanında Avrupa'dan alınan kanunları uygulayan nizamiye mahkemelerinin, cemaat mahkemelerinin ve konsolosluk mahkemelerinin aynı anda çalışması; ülkede tek bir hukuk düzeninin bulunmamasıdır.

Mecelle'nin hazırlanma nedenini ve eksik bıraktığı alanı yazınız.

Yeni mahkemelerin maddeler hâlinde yazılmış ortak bir kaynağa ihtiyaç duyması nedeniyle hazırlanmıştır. Aile ve miras hukukunu düzenlememiştir.

Kanun-ı Esasi'nin 1876'daki hâli ile 1909 değişikliklerinden sonraki hâlini karşılaştırınız.

1876'da hükûmet padişaha karşı sorumludur, padişah meclisi kapatabilir ve sürgün yetkisine sahiptir. 1909'da hükûmet meclise karşı sorumlu olmuş, padişahın yetkileri kısıtlanmış, dernek kurma hakkı tanınmıştır.

1921 Anayasası'nda kuvvetler birliğinin benimsenmesinin nedeni nedir?

Millî Mücadele'nin olağanüstü koşullarında kararların hızlı alınıp uygulanabilmesi içindir.

Türk Medeni Kanunu'nun getirdiği yeniliklerden dördünü yazınız.

Resmî nikâh zorunlu oldu, tek eşlilik getirildi, kadınlara boşanma hakkı tanındı, mirasta ve tanıklıkta kadın-erkek eşitliği sağlandı.

Medeni Kanun'un kabulü Batılı devletlerin Türkiye'nin iç işlerine karışmasını nasıl engellemiştir?

Bütün vatandaşlar aynı kanuna tabi olmuş, azınlıklar da Medeni Kanun'u kabul etmiştir. Cemaat mahkemelerinin yetkisi sona erince azınlık hakları bahanesi ortadan kalkmıştır.

1961 Anayasası'nın getirdiği yeni kurum ve haklardan üçünü yazınız.

Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Senatosu ile çift meclis, sendika ve grev hakkı.

1921'den günümüze bütün anayasalarda değişmeyen ilke hangisidir?

Millî egemenlik ilkesidir.

Aklında kalsın

Töre kağanı bağladı, kanunname padişahın emrini yazıya geçirdi, Tanzimat kanunu padişahın üstüne koydu, Kanun-ı Esasi meclisi getirdi, 1921 Anayasası egemenliği millete verdi, Medeni Kanun ise hukuku birleştirip laikleştirdi.

Muallimi Tarih

9, 10, 11 ve 12. sınıf tarih dersi için ünite ünite konu özetleri, çözümlü yazılı soruları ve PDF notlar.online çöz, ister PDF olarak indir. Konu testleri, deneme tarzı sorular ve sınav odaklı içeriklerle eksiklerini gör, bilgini pekiştir, netlerini artır.