11. Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi 1. Ünite: Türklerde Devlet Yönetimi Ders Notu
Bu yazıda 11. sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi 1. ünite “Türklerde Devlet Yönetimi ve Hukuk” ünitesinin ilk konusu olan Türklerde devlet yönetimini özetliyoruz. Siyasi meşruiyeti, kut anlayışını, ülüş ve veraset sistemini, ikili teşkilatı, toydan divana uzanan danışma geleneğini, monarşiden cumhuriyete geçişi ve ordu teşkilatını nedenleri ve sonuçlarıyla öğreneceksin. Ünitenin tamamını PDF olarak da indirebilirsin.
Bir bakışta devlet yönetimi
- MÖ 209 · Onlu teşkilatMete Han orduyu onlu sisteme göre düzenledi.
- VIII. yüzyıl · Orhun YazıtlarıKut anlayışı ve kağanın halka karşı görevleri yazıya geçti.
- XI. yüzyıl · Kutadgu Bilig ve SiyasetnameTürk-İslam devlet anlayışı kaleme alındı.
- XV. yüzyıl · Fatih KanunnamesiMerkezî otorite güçlendi, taht kavgalarına karşı önlem alındı.
- 1826 · Asâkir-i Mansûre-i MuhammediyyeYeniçeri Ocağı kaldırıldı, yeni ordu kuruldu.
- 1876 · I. MeşrutiyetKanun-ı Esasi ilan edildi, ilk meclis açıldı.
- 1908 · II. MeşrutiyetMeclis yeniden açıldı, çok partili hayat başladı.
- 1920 · TBMMYönetme yetkisi milletin temsilcilerine geçti.
- 1922 · Saltanatın kaldırılmasıOsmanlı monarşisi sona erdi.
- 1923 · CumhuriyetMillî egemenliğe dayanan yönetimin adı kondu.
Kültür, medeniyet ve siyasi meşruiyet
Arka plan
İnsanlar bir arada yaşamaya başladığından beri düzeni sağlayacak, anlaşmazlıkları çözecek ve topluluğu dış tehlikelere karşı koruyacak bir otoriteye ihtiyaç duydu. Devlet bu ihtiyaçtan doğdu. Ancak hiçbir yönetim yalnızca güce dayanarak uzun süre ayakta kalamaz: Halkın itaatini zorla sürdürmek hem pahalıdır hem de ilk zayıflık anında isyana yol açar. Bu yüzden her iktidar, “Neden ben yönetiyorum?” sorusuna toplumun kabul edeceği bir cevap vermek zorundadır.
Devlet yönetimi aynı zamanda bir toplumun kültürünün parçasıdır. Kültür, bir toplumun tarih boyunca ürettiği maddi ve manevi değerlerin, yaşam biçiminin ve kurumlarının bütünüdür. Medeniyet ise farklı kültürlerin etkileşimiyle oluşan daha geniş ve ortak birikimdir. Türk kültür ve medeniyeti Türkistan bozkırlarında şekillendi; İslamiyet'in kabulü, yeni coğrafyalara yayılma ve modern dünyayla etkileşim sonucunda yeni unsurlar kazandı. Bu ünitede izleyeceğin devlet ve hukuk anlayışı da aynı üç aşamadan geçti.
Açıklama
Meşruiyet, bir iktidarın yönetme hakkının yönetilenler tarafından haklı ve kabul edilebilir görülmesidir. Tarih boyunca bu hakkın dayanağı değişti: Din, gelenek, hanedan soyu, hükümdarın başarısı, adil yönetim, anayasa ve halkın iradesi farklı dönemlerde meşruiyet kaynağı oldu. Düşünürler konuyu farklı açılardan ele aldı:
| Düşünür | Temel görüşü | Sınav için anahtar |
|---|---|---|
| İbn Haldun | Otoriteyi üçe ayırır: zora ve üstünlüğe dayanan tabii mülk, akla dayanan dünyevi yönetim olan siyasi mülk ve dinî ilkelere dayanan hilafet. Devleti doğan, büyüyen ve gerileyen canlı bir yapı gibi görür. | Devlet birbirine bağlı unsurlardan oluşur; birindeki bozulma bütünü etkiler. |
| Max Weber | Üç otorite türü tanımlar: alışılmış kurallara dayanan geleneksel, liderin olağanüstü niteliklerine dayanan karizmatik, yasa ve kurumlara dayanan yasal-ussal otorite. | Modern devlette itaat kişiye değil, hukukla tanımlanmış makama yönelir. |
| John Locke | Yönetimin meşruiyetini toplumun rızasına ve toplumsal sözleşmeye bağlar. | Rıza, toplum sözleşmesi |
| Montesquieu | Özgürlüklerin korunması için siyasi gücün bölünmesini savunur. | Kuvvetler ayrılığı |
| Jean-Jacques Rousseau | Egemenliğin devredilemez biçimde halka ait olduğunu savunur. | Halk egemenliği, millî irade |
Meşruiyet: İktidarın yönetme hakkının toplum tarafından haklı görülmesi. Egemenlik: Bir ülkede en üstün emretme ve yönetme gücü.
Sonuç ve önemi
Avrupa'da Aydınlanma düşüncesi devletin akıl ve hukuk temelinde düzenlenmesini savundu. Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi'nden sonra mutlakiyetçi yönetimler ve hanedan hakları sorgulandı. Meşruiyetin kaynağı birçok ülkede ilahi irade ve hanedan soyundan halkın iradesine, anayasaya ve hukukun üstünlüğüne doğru kaydı. Bu değişim her toplumda aynı zamanda ve aynı biçimde gerçekleşmedi. Türk tarihinde de meşruiyetin kaynağı dönemden döneme değişti:
| Dönem | Meşruiyetin kaynağı |
|---|---|
| İslamiyet öncesi Türk devletleri | Gök Tanrı'nın verdiği kut, töreye uygun ve başarılı yönetim, kurultayın onayı |
| Türk-İslam devletleri ve Osmanlı | Yetkinin Allah'tan geldiği inancı, hanedan soyu, halifenin onayı, adaletli yönetim |
| Meşrutiyet dönemi | Hanedan soyunun yanında anayasa ve meclis |
| Cumhuriyet | Milletin iradesi, seçim ve anayasa |
- Nasıl sorulur: “Siyasi meşruiyet nedir? Tarih boyunca meşruiyetin kaynakları nasıl değişmiştir?” ya da “Weber'in otorite türlerini örnekleriyle açıklayınız.”
- Beklenen cevap: Meşruiyeti “yönetme hakkının toplumca kabul edilmesi” diye tanımla. Kaynakları din, gelenek, hanedan, anayasa ve halk iradesi olarak sırala; değişimin ilahi iradeden halk iradesine doğru olduğunu belirt.
- Çeldirici: “Güçlü bir orduya sahip olan her yönetim meşrudur.” ifadesi yanlıştır. Meşruiyet güçle değil, toplumun kabulüyle ilgilidir.
- Karıştırma: Weber'de geleneksel otorite alışılmış kurallara, karizmatik otorite liderin kişisel niteliklerine, yasal-ussal otorite yasa ve kurumlara dayanır. Kuvvetler ayrılığı Montesquieu'nün, halk egemenliği Rousseau'nun, toplumun rızası Locke'un görüşüdür.
Türklerde devlet anlayışının temelleri
Arka plan
İlk Türk devletleri Türkistan bozkırlarında kuruldu. Bozkırın geniş ve açık coğrafyası tarıma çok elverişli değildi; Türkler hayvancılıkla geçiniyor, sürülerine otlak bulmak için yaylak ile kışlak arasında göç ediyordu. Bu konargöçer yaşam hızlı hareket etmeyi, çabuk örgütlenmeyi ve topluluklar arasında dayanışmayı zorunlu kıldı. Otlakları korumak ve Çin gibi güçlü komşularla mücadele edebilmek için boyların tek bir yönetim altında birleşmesi gerekiyordu. Türk devleti bu birleşmeden doğdu.
Açıklama
Türklerde toplum, aileden başlayıp devlete uzanan basamaklardan oluşuyordu. Devlet, boyların bir araya gelmesiyle kurulan bir boylar birliğiydi.
| Toplumsal yapı | Anlamı |
|---|---|
| Oguş | Aile |
| Urug | Aileler birliği, soy |
| Bod | Boy |
| Bodun | Boylar birliği, millet |
| İl | Merkezî yönetimi ve ordusu bulunan devlet |
Türk devlet anlayışında devletin var olabilmesi için bazı unsurların bir arada bulunması gerekir:
| Unsur | Açıklama | Yönetim açısından anlamı |
|---|---|---|
| Oksızlık | Bağımsızlık | Başka bir devletin egemenliğine girmeden yaşama ülküsüdür. |
| Uluş | Ülke, yurt | Ülke yalnızca hükümdarın şahsi mülkü değil, milletin yaşadığı ortak alandır. |
| Kün (bodun) | Halk, millet | Devletin toplumsal temelidir; halkın güvenliği ve geçimi hükümdarın görevidir. |
| Töre | Hukuk kuralları | Hükümdar dâhil herkesi bağlar, yönetimin sınırını çizer. |
| Kut | Yönetme yetkisinin Tanrı tarafından verildiği inancı | Hükümdarın meşruiyetini açıklar. |
| Ordu | Savunma ve düzen gücü | Boyları ortak emir-komuta düzeninde birleştirir. |
Devletin başında kağan bulunurdu. Hükümdarlar kağanın yanı sıra han, hakan, şanyü, ilteber ve idikut gibi unvanlar da kullandı. Kağan orduya komuta eder, kurultaya başkanlık eder ve en yüksek yargı görevini üstlenirdi. Yönetimde ona yardımcı olan görevliler vardı:
| Unvan | Görevi |
|---|---|
| Hatun (katun) | Kağanın eşi. Kurultaya katılır, elçi kabul eder, gerektiğinde devlet işlerinde söz sahibi olurdu. |
| Tigin | Kağanın oğlu, şehzade |
| Yabgu | Ülkenin batı kanadını yöneten hanedan üyesi |
| Şad | Ordu ve eyalet yöneten hanedan üyesi |
| Aygucı | Devlet danışmanı, vezir. Kağan bulunmadığında kurultaya başkanlık ederdi. |
| Buyruk | Bakan düzeyindeki yönetici |
| Tudun | Vergi işlerini yürüten görevli |
| Bitikçi | Yazışmaları yürüten kâtip |
Orhun Yazıtları'nda Bilge Kağan, aç milleti doyurmak, çıplak milleti giydirmek ve az milleti çoğaltmak için çalıştığını anlatır. Bu sözler, yönetimin yalnızca egemenlik kurmak değil, halkın refahını sağlamakla da yükümlü görüldüğünü gösterir. Türk devlet geleneğindeki bu anlayış “sosyal devlet” düşüncesinin erken bir örneği sayılır.
Sonuç ve önemi
Devlet boylar birliğine dayandığı için gücü boyların bağlılığıyla ölçülürdü. Boylar kağanın çevresinde toplandığında Türkler kısa sürede geniş alanlara yayılan devletler kurdu; boylar ayrıldığında ise devlet hızla dağıldı. Bir devlet yıkıldığında boylar yok olmadı, başka bir hanedanın çevresinde yeniden örgütlendi. Türk tarihinde çok sayıda devletin kurulmasının nedeni budur.
Türk devletlerinin yönetim yapısı üç geniş evrede incelenir: kağanlıklar dönemi, sultanlıklar dönemi ve cumhuriyetler dönemi. Bozkır geleneği İslamiyet'le yeni kurumlar kazandı; modernleşme ve millî egemenlik düşüncesiyle anayasal ve cumhuriyetçi bir yapıya dönüştü. Bağımsızlık, adalet, danışma ve halkın korunması gibi ilkeler ise her dönemde farklı biçimlerde yaşadı.
- Nasıl sorulur: “İslamiyet öncesi Türk devletlerinde devleti oluşturan unsurları yazınız.” ya da kavram-anlam eşleştirmesi (oksızlık, uluş, kün, bodun, il).
- Beklenen cevap: Bağımsızlık (oksızlık), ülke (uluş), halk (kün), töre. Aileden devlete uzanan sıra: oguş, urug, bod, bodun, il.
- Çeldirici: “Türk devleti hükümdar ve ordudan ibarettir.” ifadesi eksiktir. Halk, ülke, töre ve bağımsızlık da temel unsurlardır. “Ülke kağanın şahsi mülküdür.” ifadesi de yanlıştır; ülke hanedanın ortak malı ve milletin yurdu sayılır.
- Karıştırma: Bod boy, bodun boylar birliği yani millettir. Uluş ülke, ülüş ise hanedan üyelerine düşen paydır.
Kut, hükümdarlık ve cihan hâkimiyeti düşüncesi
Arka plan
Boy beyleri kendi boylarında güçlü kişilerdi; kağanın onların üstünde durabilmesi için otoritesinin tartışılmaz bir kaynağa dayanması gerekiyordu. Eski Türklerin inancında bu kaynak Gök Tanrı'ydı. Evrendeki düzenin Tanrı'nın iradesiyle kurulduğuna inanan Türkler, yeryüzündeki düzeni kurma görevinin de Tanrı tarafından kağana verildiğini kabul etti.
Açıklama
Kut, hükümdara yönetme yetkisinin Tanrı tarafından verildiği inancıdır. Tanrı'nın kağana kutla birlikte ülüg (kısmet, bolluk) ve küç (güç) de verdiğine inanılırdı. Bilge Kağan yazıtında tahta Tanrı'nın isteğiyle çıktığını vurgular.
Kut, kağana sınırsız bir yetki tanımazdı. Kağan töreye uymak, halkı doyurup giydirmek, dağınık boyları toplamak, ülkeyi korumak ve adaletli davranmak zorundaydı. Bu görevleri yerine getiremeyen ya da töreye aykırı davranan kağandan Tanrı'nın kutu geri aldığına inanılır, kağan görevden uzaklaştırılabilirdi. Bu yüzden kut hem iktidarın kaynağı hem de hükümdara yüklenen sorumlulukların ifadesidir.
Kutun kan yoluyla hanedanın bütün erkek üyelerine geçtiğine inanılırdı. Bu inanç hanedanın değişmesini zorlaştırdı ve devlete süreklilik kazandırdı; ancak kağanın ölümünden sonra kimin tahta çıkacağını belirsiz bıraktı.
Kut: Yönetme yetkisinin Tanrı tarafından verildiği inancı. Töre: Bu yetkinin nasıl kullanılacağını belirleyen ve hükümdarı da bağlayan kurallar bütünü.
İslamiyet'ten sonra kut anlayışı ortadan kalkmadı; yönetme yetkisinin Allah tarafından verildiği inancı biçiminde sürdü. Karahanlı, Gazneli, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde eski Türk devlet geleneği İslami düşünce ve kurumlarla kaynaştı. Hükümdarın meşruiyetine yeni bir dayanak eklendi: halifenin onayı. Abbasi halifesi, Bağdat Seferi'nden sonra Tuğrul Bey'i “Doğu'nun ve Batı'nın sultanı” ilan etti. Hükümdarlık sembolleri de değişti:
| Dönem | Hükümdarlık sembolleri |
|---|---|
| İslamiyet öncesi | Otağ (hakan çadırı), örgin (taht), tuğ, davul, yay, sorguç |
| İslamiyet sonrası | Hutbe okutmak, sikke (para) bastırmak, tuğra, çetr (saltanat şemsiyesi), tıraz (işlemeli hükümdar elbisesi), nevbet (saray kapısında davul çalınması), taht, sancak |
Türk-İslam devlet anlayışı iki önemli eserde kaleme alındı:
| Eser | Yazarı ve dönemi | Önemi |
|---|---|---|
| Kutadgu Bilig | Yusuf Has Hacib, Karahanlılar | “Mutluluk veren bilgi” anlamına gelir. Adalet, akıl, yasa ve iyi yönetim üzerine yazılmış ilk Türk-İslam siyasetnamesidir. |
| Siyasetname | Nizamülmülk, Büyük Selçuklular | Sultan Melikşah için yazıldı. Hükümdara devlet yönetimi, adalet ve görevlilerin denetimi konusunda öğütler verir. |
Cihan hâkimiyeti düşüncesi de kut anlayışına bağlıdır. Eski Türkler, Tanrı'nın dünyayı düzene sokma görevini Türk kağanına verdiğine inanıyordu. Orhun Yazıtları'nda kağanın hâkimiyet alanı gün doğusundan gün batısına kadar uzanan bir coğrafya olarak anlatılır. İslamiyet'in kabulünden sonra bu ülkü yeni kavramlarla ifade edildi:
| Kavram | Anlamı |
|---|---|
| Cihan hâkimiyeti mefkûresi | Dünyada düzeni ve barışı sağlamak için geniş bir coğrafyaya hâkim olma ülküsü |
| İlayıkelimetullah | Allah'ın adını yüceltme ve yayma amacı |
| Nizam-ı Âlem | Dünyaya düzen ve adalet götürme düşüncesi |
| Kızılelma | Ulaşılması hedeflenen yeri ya da amacı simgeleyen ülkü |
| Devlet-i Ebed Müddet | Devletin sonsuza kadar yaşayacağı inancı |
Sonuç ve önemi
Kut anlayışı kağanın otoritesini güçlendirdi, boyları bir hanedanın çevresinde topladı ve hükümdarı halka karşı sorumlu kıldı. Buna karşılık kutun bütün hanedan üyelerine geçtiği inancı taht kavgalarının ve bölünmelerin başlıca nedeni oldu. Cihan hâkimiyeti düşüncesi ise Türklerin geniş coğrafyalarda büyük devletler kurmasında etkili oldu; İstanbul'un fethi ve Osmanlıların batıya yönelişi bu ülkünün tarihteki örnekleridir.
- Nasıl sorulur: “Kut anlayışının Türk devlet yönetimine olumlu ve olumsuz etkilerini yazınız.” ya da Orhun Yazıtları'ndan bir bölüm verilip kağanın görevleri sorulur.
- Beklenen cevap: Olumlu: Hükümdarın meşruiyetini sağladı, hanedana süreklilik kazandırdı, kağana halka karşı sorumluluk yükledi. Olumsuz: Hanedanın bütün erkek üyelerine taht hakkı tanıdığı için taht kavgalarına ve devletin bölünmesine yol açtı.
- Çeldirici: “Kut kağana sınırsız yetki verir.” ifadesi yanlıştır; kağan töreyle ve kurultayla sınırlıdır. “İslamiyet'in kabulüyle kut anlayışı sona ermiştir.” ifadesi de yanlıştır; anlayış İslami bir içerik kazanarak sürmüştür.
- Karıştırma: Kutadgu Bilig Karahanlı, Siyasetname Büyük Selçuklu dönemi eseridir. Kut yetkinin kaynağını, töre yetkinin sınırını anlatır.
Ülüş, veraset ve ikili teşkilat
Arka plan
Kutun hanedanın bütün erkek üyelerine geçtiğine inanıldığı için tahta kimin çıkacağını belirleyen kesin bir kural yoktu. Kağan öldüğünde kardeşleri, oğulları ve yeğenleri tahtta hak iddia edebiliyordu. Ayrıca çok geniş bir coğrafyayı tek merkezden yönetmek, dönemin ulaşım ve haberleşme imkânlarıyla mümkün değildi. Ülüş sistemi ve ikili teşkilat bu iki soruna çözüm olarak ortaya çıktı.
Açıklama
Ülüş, ülkenin ve gelirlerinin hanedan üyeleri arasında paylaştırılmasıdır. Bu anlayışa göre ülke hanedanın ortak malıdır. Hanedan üyeleri kendilerine verilen bölgeleri kağana bağlı olarak yönetirdi. Uygulama geniş toprakların yönetimini kolaylaştırdı; ancak her hanedan üyesinin elinde toprak ve asker bulunması taht mücadelelerini daha da şiddetlendirdi.
Türk devletleri taht kavgalarını azaltmak için veraset anlayışını zamanla değiştirdi:
| Dönem | Veraset anlayışı | Sonucu |
|---|---|---|
| İslamiyet öncesi ve ilk Türk-İslam devletleri | Ülke hanedanın ortak malıdır. | Hanedanın her erkek üyesi taht iddia edebildi; devletler sık sık bölündü. |
| Osmanlı, I. Murad dönemi | Ülke padişah ve oğullarının ortak malıdır. | Padişahın kardeşlerinin taht hakkı sona erdi, merkezî otorite güçlendi; şehzadeler arasındaki mücadele sürdü. |
| Osmanlı, Fatih dönemi | Kardeş katli, Nizam-ı Âlem gerekçesiyle kanunlaştırıldı. | Taht kavgası ve devletin parçalanması önlenmek istendi; ağır sonuçları nedeniyle tartışmalı bir uygulama oldu. |
| Osmanlı, I. Ahmed dönemi | Ekber ve erşed: Hanedanın en yaşlı ve olgun üyesi tahta geçer. | Taht kavgaları azaldı. Şehzadelerin sancağa çıkması sona erdi, yerini kafes usulü aldı; tahta devlet tecrübesi olmayan padişahlar çıktı. |
Sancağa çıkma: Şehzadelerin yönetim tecrübesi kazanmak için sancaklara vali olarak gönderilmesi. Kafes usulü: Şehzadelerin sarayda gözetim altında yaşaması.
İkili teşkilat, devletin doğu ve batı olmak üzere iki kanada ayrılarak yönetilmesidir. Güneşin doğduğu yön olan doğu kutsal sayılır ve merkez kabul edilirdi; kağan doğuda otururdu. Batı kanadını kağana bağlı olarak hanedandan bir yabgu yönetirdi. I. Göktürk Devleti'nde doğuyu Bumin Kağan, batıyı kardeşi İstemi Yabgu yönetti.
İkili teşkilat Asya Hun, I. ve II. Göktürk ve Uygur devletlerinde görülür. Karahanlılar bu geleneği sürdüren son Türk devleti olarak anılır. Avrupa Hunlarında Attila ile Bleda'nın bir süre birlikte yönetmesi ikili yönetime benzese de sistem aynı biçimde uygulanmamıştır.
Sonuç ve önemi
Ülüş ve ikili teşkilat geniş ülkelerin yönetimini kolaylaştırdı ve hanedan üyelerine yönetim tecrübesi kazandırdı. Ancak merkezî otoritenin zayıfladığı dönemlerde kanatlar birbirinden koptu: Göktürkler ve Karahanlılar doğu ve batı olarak ikiye ayrıldı, Büyük Selçuklu Devleti hanedan üyelerinin mücadelesiyle parçalandı. Osmanlıların veraset sisteminde yaptığı değişiklikler devletin ömrünü uzattı; fakat kafes usulü yönetici niteliğini düşürdü.
- Nasıl sorulur: “Türk devletlerinin kısa sürede yıkılmasında veraset anlayışının etkisini açıklayınız.” ve “Osmanlı Devleti'nde veraset sisteminde yapılan değişiklikleri sırasıyla yazınız.”
- Beklenen cevap: Ülke hanedanın ortak malı sayıldığı için taht kavgaları çıktı ve devletler bölündü. Osmanlı'da sıra: I. Murad (padişah ve oğulları), Fatih (kardeş katli), I. Ahmed (ekber ve erşed, kafes usulü).
- Çeldirici: “İkili teşkilat devleti iki bağımsız devlete ayırır.” ifadesi yanlıştır; batıdaki yabgu doğudaki kağana bağlıdır. “Ekber ve erşed sistemiyle şehzadeler sancağa gönderilmeye devam etmiştir.” ifadesi de yanlıştır.
- Karıştırma: İkili teşkilatın yararı geniş ülkeyi yönetmeyi kolaylaştırmasıdır; sakıncası merkezî birliği zayıflatıp bölünmeye yol açabilmesidir.
Töreden kanuna: yönetimin hukuki dayanakları
Türk devletlerinde yönetim hiçbir dönemde kuralsız değildi. İslamiyet öncesinde yönetimi ve toplum düzenini töre belirledi; kağan da töreye uymak zorundaydı. İslamiyet'in kabulüyle töre terk edilmedi: İslam hukukuyla çatışmayan yönleri örfi hukuk adıyla yaşamaya devam etti. Türk-İslam devletleri aile, miras ve dinî konularda şer'i hukuku; devlet yönetimi, vergi, askerlik ve kamu düzeni gibi konularda örfi hukuku uyguladı.
Osmanlı Devleti'nde padişahların fermanları zamanla kanunnamelerde toplandı. Fatih Sultan Mehmed'in kanunnameleri merkezî yönetimi güçlendirdi; Kanuni Sultan Süleyman döneminde kanunlar sistemleştirildi. Böylece sözlü gelenek yazılı ve merkezî kurallara dönüştü. Bu konunun ayrıntılarını ünitenin ikinci konusu olan “Türklerde Hukuk” yazısında bulacaksın.
İstişare kültürü: toydan divana
Arka plan
Türk devleti boyların birliğiyle kurulduğu için kağan önemli kararları tek başına alamazdı; savaşa gidecek askerleri boy beyleri getiriyordu. Kararların uygulanabilmesi için beylerin görüşünün alınması ve onayının sağlanması gerekiyordu. Bu ihtiyaç Türklerde köklü bir istişare yani danışma geleneği doğurdu.
Açıklama
Toy (kurultay, kengeş), İslamiyet öncesi Türk devletlerinde devlet işlerinin görüşüldüğü meclistir. Toya kağan başkanlık eder, hatun da katılırdı. Üyeleri boy beyleri, hanedan üyeleri ve yüksek rütbeli komutanlardı. Kağan katılmadığında toya aygucı başkanlık ederdi. Asya Hunlarında yılın belirli zamanlarında düzenli toplantılar yapılırdı. Toyun başlıca görevleri şunlardı:
- Yeni kağanın seçilmesi ya da kağanın hükümdarlığının onaylanması
- Savaş, barış ve diplomatik ilişkiler hakkında karar alınması
- Törenin gözden geçirilmesi ve yeni kuralların konulması
- Boylar arası ilişkilerin, ekonomi ve vergi işlerinin görüşülmesi
- Devleti ilgilendiren önemli davaların değerlendirilmesi
Toyda son söz kağana aitti; ancak beylerin desteğini almayan bir kağanın kararlarını uygulaması zordu. Bu yönüyle toy, kağanın yetkilerini sınırlayan bir kurumdur.
İslamiyet'i kabul eden Türkler danışma geleneğini İslam dünyasındaki divan kurumuyla birleştirdi. Boy beylerinin yerini görevli bürokratlar aldı. Karahanlılarda Meclis-i Âlî, Gaznelilerde Divan-ı Vezaret, Selçuklularda Divan-ı Saltanat (Divan-ı Âlâ) devlet işlerinin yürütüldüğü merkezî kurumlardı. Selçuklularda büyük divana bağlı alt divanlar da vardı:
| Selçuklu divanı | Görevi |
|---|---|
| Divan-ı Saltanat | Vezirin başkanlık ettiği büyük divan; devletin genel işleri |
| Divan-ı İstifa | Mali işler |
| Divan-ı Tuğra (İnşa) | İç ve dış yazışmalar |
| Divan-ı İşraf | Mali ve idari denetim |
| Divan-ı Arz | Askerî işler, ordunun ihtiyaçları ve maaşları |
| Divan-ı Mezalim | Sultanın başkanlık ettiği yüksek mahkeme; halkın şikâyetleri |
Bu geleneğin en gelişmiş örneği Osmanlı Divan-ı Hümayunu'dur. Orhan Bey döneminde kurulan divana başlangıçta padişah başkanlık ediyordu. Fatih döneminden itibaren başkanlığı veziriazam üstlendi; padişah görüşmeleri kafesli bir pencerenin arkasından izledi. Toplantıdan sonra divan üyeleri padişahın huzuruna çıkarak bilgi verir ve onay alırdı; buna arza çıkmak denirdi. Divan aynı zamanda halkın şikâyetlerinin dinlendiği en yüksek mahkemeydi.
| Divan üyesi | Görevi |
|---|---|
| Veziriazam (sadrazam) | Padişahın mutlak vekili; padişahın mührünü taşır, divana başkanlık eder. |
| Vezirler | Siyasi ve askerî işlerde veziriazama yardım eder. |
| Kazasker | Adalet ve eğitim işlerine bakar; kadı ve müderrisleri atar. |
| Defterdar | Mali işleri yürütür. |
| Nişancı | Fermanlara padişahın tuğrasını çeker, kanunları ve toprak kayıtlarını bilir. |
Divan başlangıçta her gün toplanırdı. XVI. yüzyılın ortalarından sonra haftada dört, XVII. yüzyılın sonlarından sonra haftada iki gün toplandı. XVIII. yüzyılın başlarından itibaren devlet işleri sadrazamın konağı olan Bâbıâli'de görülmeye başladı ve divan önemini yitirdi. II. Mahmud döneminde divanın yerini nazırlıklar yani bakanlıklar aldı.
| Ölçüt | Toy (kurultay) | Divan-ı Hümayun |
|---|---|---|
| Dönem ve yapı | İslamiyet öncesi Türk devletleri; boylar birliği geleneği | Osmanlı Devleti; bürokratik ve merkezî kurum |
| Başkanlık | Kağan; bulunmadığında aygucı | Önce padişah, Fatih'ten sonra veziriazam |
| Üyeler | Hatun, boy beyleri, hanedan üyeleri, komutanlar | Vezirler ve merkezî yönetimin görevlileri |
| İşlev | Siyasi, askerî, hukuki ve ekonomik konularda danışma ve karar | Devletin siyasi, idari, mali ve yargısal işlerinin görüşülmesi |
| Son söz | Kağan | Padişah |
Sonuç ve önemi
Kurum adları ve üyeler değişse de önemli kararların danışılarak alınması geleneği toydan divana kesintisiz sürdü. Bu gelenek hükümdarın tek başına ve keyfî karar vermesini sınırladı. XIX. yüzyılda kurulan meclisler ve 1920'de açılan TBMM, aynı danışma geleneğinin halkın temsilcilerine dayanan yeni biçimleridir. Aradaki temel fark şudur: Toyda ve divanda üyeler hükümdara danışmanlık yapar; TBMM'de ise karar yetkisi milletin seçtiği temsilcilerdedir.
- Nasıl sorulur: “Toy ile Divan-ı Hümayun'u başkanlık, üyeler ve işlev bakımından karşılaştırınız.” ve “Hatunun toya katılması hangi sonucu gösterir?”
- Beklenen cevap: İkisi de danışma kurumudur ve son söz hükümdardadır. Toyun üyeleri boy beyleri, divanın üyeleri görevli bürokratlardır. Hatunun toya katılması kadının devlet yönetiminde söz sahibi olduğunu gösterir.
- Çeldirici: “Toyun kararları kağanı kesin olarak bağlar.” ifadesi yanlıştır; toy danışma meclisidir, son söz kağanındır. “Divan-ı Hümayun'a her dönemde padişah başkanlık etmiştir.” ifadesi de yanlıştır.
- Karıştırma: Kazasker adalet ve eğitim, defterdar maliye, nişancı yazışma ve tuğra işlerine bakar. Selçuklularda mali işlere Divan-ı İstifa, askerî işlere Divan-ı Arz bakar.
- Yorum: Toyda din görevlilerinin bulunmaması, yönetim ile din işlerinin ayrı yürütüldüğünün göstergesi sayılır.
Yönetim biçimleri: monarşi, meşrutiyet, cumhuriyet
Yönetim biçimleri, egemenliğin kimde olduğuna ve nasıl kullanıldığına göre adlandırılır. Türk tarihinde uzun süre monarşi uygulandı; XIX. yüzyılda meşrutiyete, XX. yüzyılda cumhuriyete geçildi.
| Yönetim biçimi | Egemenliğin kullanımı |
|---|---|
| Monarşi | Egemenlik tek kişidedir ve çoğunlukla soy bağıyla geçer. |
| Mutlakiyet | Hükümdarın yetkilerinin anayasa ya da meclisle sınırlanmadığı monarşi |
| Meşrutiyet | Hükümdar vardır; yetkileri anayasa ve meclisle sınırlandırılır. |
| Oligarşi | Egemenlik dar ve ayrıcalıklı bir grubun elindedir. |
| Aristokrasi | Egemenliği soylu bir sınıf kullanır. |
| Cumhuriyet | Egemenlik halka aittir; yöneticiler belirli süreler için seçimle iş başına gelir. |
Cumhuriyet bir yönetim biçiminin adıdır; yöneticilerin seçimle ve süreli olarak iş başına gelmesini anlatır. Demokrasi ise seçimlerin yanında temel hakların korunmasını, halkın katılımını, hukuk devletini ve iktidarın denetlenmesini gerektirir. Bu yüzden iki kavram aynı anlama gelmez.
Osmanlı'da anayasal yönetime geçiş: Tanzimat'tan II. Meşrutiyet'e
Öncesi
Osmanlı padişahı yüzyıllar boyunca yasama, yürütme ve yargı yetkilerini elinde tutan mutlak bir hükümdardı. Bu yetki ilk kez 1808'de, II. Mahmud'un âyanlarla imzaladığı Sened-i İttifak ile sınırlandı. XIX. yüzyılda devlet ağır sorunlarla karşı karşıyaydı: Fransız İhtilali'nin yaydığı milliyetçilik akımı azınlık isyanlarına yol açıyor, Avrupalı devletler azınlık haklarını bahane ederek iç işlere karışıyor, ekonomi bozuluyordu.
Devlet adamları çözümü yönetimi yeniden düzenlemekte aradı. 1839 Tanzimat Fermanı ile padişah, kanun gücünün her gücün üstünde olduğunu kabul etti. 1856 Islahat Fermanı gayrimüslimlerin haklarını genişletti. Ancak bu fermanlar dağılmayı durduramadı. Namık Kemal, Ziya Paşa ve Mithat Paşa gibi isimlerin öncülük ettiği Genç Osmanlılar, kurtuluşun anayasa ve meclisle mümkün olacağını savundu. Onlara göre bütün toplulukların temsil edildiği bir meclis, halkı “Osmanlı” kimliği etrafında birleştirecekti.
1875-1876 yılları krizi derinleştirdi. Devlet dış borçlarını ödeyemeyeceğini Ramazan Kararnamesi ile duyurdu. Balkanlarda isyanlar çıktı. Sultan Abdülaziz tahttan indirildi; yerine geçen V. Murad da kısa süre sonra tahttan indirildi. Tahta, anayasayı ilan edeceğine söz veren II. Abdülhamid çıkarıldı.
Süreç
Avrupalı devletler Balkanlardaki durumu görüşmek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı topladı. Konferansın açıldığı gün, 23 Aralık 1876'da Kanun-ı Esasi ilan edildi ve I. Meşrutiyet başladı. Osmanlı yönetimi böylece Avrupa'nın müdahalesini önlemeyi de amaçlıyordu.
Kanun-ı Esasi'ye göre Meclis-i Umumi iki kanattan oluşuyordu: üyelerini padişahın atadığı Meclis-i Âyan ve üyelerini halkın seçtiği Meclis-i Mebusan. Halk ilk kez yönetime katıldı. Ancak padişahın yetkileri çok genişti: Hükûmet meclise değil padişaha karşı sorumluydu; padişah meclisi açıp kapatabiliyor, sakıncalı gördüğü kişileri sürgün edebiliyordu.
Meclis 1877'de açıldı. Aynı yıl başlayan Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında mebuslar hükûmeti sert biçimde eleştirdi. II. Abdülhamid savaşı gerekçe göstererek 1878'de Meclis-i Mebusan'ı süresiz tatil etti. Anayasa resmen yürürlükten kaldırılmadı; ama otuz yıl boyunca meclis toplanmadı.
Bu dönemde yönetime karşı gizli bir muhalefet örgütlendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti özellikle Makedonya'daki genç subaylar arasında güçlendi. 1908'de İngiltere ile Rusya'nın Reval'de görüşmesi, Makedonya'nın elden çıkacağı korkusunu artırdı. Subayların dağa çıkması ve Rumeli'de başlayan hareket karşısında II. Abdülhamid 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koydu. II. Meşrutiyet başladı, meclis yeniden açıldı.
1909'da İstanbul'da meşrutiyete karşı 31 Mart Vakası çıktı. Selanik'ten gelen Hareket Ordusu isyanı bastırdı. II. Abdülhamid tahttan indirildi, yerine V. Mehmed Reşad geçti. Aynı yıl yapılan 1909 anayasa değişiklikleriyle padişahın yetkileri kısıtlandı, hükûmet meclise karşı sorumlu hâle geldi ve meclisin ağırlığı arttı.
Sonuç ve önemi
Meşrutiyetle birlikte padişahın yetkileri ilk kez bir anayasayla sınırlandı; halk seçim, meclis ve anayasa kavramlarıyla tanıştı. II. Meşrutiyet'te siyasi partiler kuruldu ve çok partili hayat başladı. Ancak 31 Mart Vakası, Trablusgarp ve Balkan savaşları, 1913'teki Bâbıâli Baskını ve I. Dünya Savaşı özgürlük ortamını sınırladı; yönetim İttihat ve Terakki'nin elinde toplandı. Bütün eksiklerine rağmen bu dönem, Cumhuriyet'e meclis geleneği ve anayasa deneyimi bıraktı.
| Başlık | I. Meşrutiyet (1876) | II. Meşrutiyet (1908) |
|---|---|---|
| Başlangıcı | Kanun-ı Esasi'nin ilanı ve Meclis-i Umumi'nin açılması | Anayasanın yeniden yürürlüğe konması, meclisin yeniden açılması |
| Etkili olan grup | Genç Osmanlılar | İttihat ve Terakki Cemiyeti |
| Padişahın konumu | Yetkileri çok geniştir; meclisi tatil edebilir. | 1909 değişiklikleriyle yetkileri kısıtlandı, meclis güçlendi. |
| Siyasi hayat | İlk anayasa ve ilk meclis deneyimi; parti yok. | Siyasi partiler kuruldu, çok partili hayat başladı. |
| Sona erişi | Meclis 1878'de süresiz tatil edildi. | Savaşlar ve siyasi baskılar özgürlükleri sınırladı; 1920'de Meclis-i Mebusan kapatıldı. |
- Nasıl sorulur: “I. Meşrutiyet'in ilan edilmesinin nedenlerini yazınız.” ve “I. ve II. Meşrutiyet'i padişahın yetkileri bakımından karşılaştırınız.”
- Beklenen cevap: Nedenler: Genç Osmanlıların çalışmaları, azınlık isyanları ve dağılmayı önleme isteği, Avrupa'nın iç işlere karışmasını engelleme amacı, mali kriz. Karşılaştırma: 1876'da padişah meclisin üstündedir; 1909 değişiklikleriyle meclis güçlenmiştir.
- Çeldirici: “Tanzimat Fermanı ilk Osmanlı anayasasıdır.” ifadesi yanlıştır; Tanzimat ve Islahat birer fermandır, ilk anayasa Kanun-ı Esasi'dir. “1878'de Kanun-ı Esasi yürürlükten kaldırılmıştır.” ifadesi de yanlıştır; kapatılan meclistir.
- Karıştırma: Meclis-i Âyan üyelerini padişah atar, Meclis-i Mebusan üyelerini halk seçer. I. Meşrutiyet'te etkili olan Genç Osmanlılar, II. Meşrutiyet'te etkili olan İttihat ve Terakki'dir.
- İlk olma özelliği: Halk ilk kez I. Meşrutiyet'te yönetime katılmıştır. Çok partili hayat ilk kez II. Meşrutiyet'te başlamıştır.
Millî egemenlikten Cumhuriyet'in ilanına
Öncesi
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıktı ve 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzaladı. Anadolu işgal edilmeye başlandı. İstanbul yönetimi işgallere karşı koyamadı. 1920'de İstanbul resmen işgal edildi ve Meclis-i Mebusan dağıtıldı. Padişahın ve hükûmetin ülkeyi koruyamadığı, milletin temsilcilerinin de susturulduğu bu ortamda bağımsızlığı kimin, kimin adına kazanacağı sorusu ortaya çıktı. Millî Mücadele'nin cevabı açıktı: Millet, kendi geleceğine kendisi karar verecekti.
Süreç
Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışından sonra atılan her adım, yönetme yetkisini biraz daha millete yaklaştırdı:
| Gelişme | Millî egemenlik açısından önemi |
|---|---|
| Amasya Genelgesi (1919) | “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” ilkesiyle millî irade ilk kez açıkça dile getirildi. |
| Erzurum ve Sivas kongreleri (1919) | “Millî iradeyi hâkim kılmak esastır.” kararı alındı; karar bütün yurdu kapsayacak biçimde genişletildi. |
| TBMM'nin açılması (23 Nisan 1920) | Yönetim milletin temsilcilerine geçti. 24 Nisan'da alınan kararla meclisin üstünde bir güç bulunmadığı kabul edildi; padişah vekili ya da geçici hükümdar fikri reddedildi. |
| Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (1921) | “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ilkesi anayasaya girdi. |
| Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922) | Osmanlı monarşisi sona erdi, yönetimdeki iki başlılık ortadan kalktı. |
| Cumhuriyet'in ilanı (29 Ekim 1923) | Devletin yönetim biçiminin adı kondu. |
Saltanatın kaldırılmasında yakın neden, İtilaf devletlerinin Lozan görüşmelerine TBMM hükûmetiyle birlikte İstanbul hükûmetini de çağırmasıydı. Saltanat kaldırılınca Türkiye'yi Lozan'da yalnızca TBMM temsil etti. Lozan Antlaşması'nın onaylanması ve Ankara'nın başkent olması yeni devletin kurumsal zeminini güçlendirdi.
Ancak devletin başkanının kim olduğu ve yönetim biçiminin adı belli değildi. O güne kadar uygulanan meclis hükûmeti sisteminde her bakan meclis tarafından tek tek seçiliyordu; bu yöntem hükûmet kurmayı zorlaştırıyordu. Ekim 1923'te hükûmet istifa etti, yenisi kurulamadı. Bu bunalım üzerine 29 Ekim 1923'te anayasada değişiklik yapılarak Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal Paşa ilk cumhurbaşkanı seçildi; İsmet Paşa ilk başbakan oldu.
Sonuç ve önemi
Egemenliğin hanedandan millete geçişi hukuki ve siyasi bir temele kavuştu. Devlet başkanlığı sorunu çözüldü, hükûmet bunalımı sona erdi ve kabine sistemine geçildi. Cumhuriyet bir gecede ortaya çıkmadı; genelgeler, kongreler, TBMM, anayasa ve saltanatın kaldırılmasıyla aşama aşama hazırlandı. Kuttan millî iradeye uzanan çizgi burada tamamlandı: Yönetme yetkisinin kaynağı artık ilahi irade ya da hanedan değil, millettir.
- Nasıl sorulur: “Amasya Genelgesi'nden Cumhuriyet'in ilanına kadar millî egemenlik yolunda atılan adımları sırasıyla yazınız.” ve “Cumhuriyet'in ilanının nedenleri nelerdir?”
- Beklenen cevap: Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleri, TBMM'nin açılması, 1921 Anayasası, saltanatın kaldırılması, Cumhuriyet'in ilanı. Nedenler: Devletin adının ve devlet başkanının belirsiz olması, meclis hükûmeti sisteminden kaynaklanan hükûmet bunalımı.
- Çeldirici: “Millî egemenlik ilkesi ilk kez Cumhuriyet'in ilanıyla kabul edilmiştir.” ifadesi yanlıştır; ilke 1921 Anayasası'nda yer alır, düşünce olarak ilk kez Amasya Genelgesi'nde dile getirilmiştir.
- Karıştırma: Saltanat 1922'de, halifelik 1924'te kaldırılmıştır. Millî egemenlik Amasya'da düşünce, 1921 Anayasası'nda hukuki ilke, Cumhuriyet'le yönetim biçimi olmuştur.
Devlet yönetiminin orduya yansıması
Arka plan
Bozkırda yaşam sürekli hazırlıklı olmayı gerektiriyordu. Otlakları korumak, sürüleri savunmak ve güçlü komşulara karşı koymak için eli silah tutan herkes savaşçıydı. Avcılık ve at biniciliği günlük yaşamın parçasıydı; çocuklar küçük yaşta ata binmeyi ve ok atmayı öğrenirdi. Bu yüzden Türklerde ordu, toplumdan ayrı ve yalnızca maaşlı askerlerden oluşan bir kurum olarak doğmadı.
Açıklama
İslamiyet öncesi Türk ordusunun temel özelliği ordu-millet anlayışıdır: Halk ile ordu birbirinden ayrı değildir. Ordu ücretsizdi, her an savaşa hazırdı ve büyük bölümü atlı askerlerden oluşuyordu. Mete Han orduyu onlu teşkilata göre düzenledi: Birlikler 10, 100, 1.000 ve 10.000 kişilik basamaklara ayrıldı. Bu düzen emir-komuta zincirini ve disiplini güçlendirdi; sonraki Türk devletleri tarafından da sürdürüldü. Mete Han'ın tahta çıktığı MÖ 209, Türk Kara Kuvvetleri'nin kuruluş yılı kabul edilir.
Türklerin en ünlü savaş yöntemi Turan taktiğidir. Merkezdeki birlikler yenilmiş gibi geri çekilir, düşman takibe başlayınca pusudaki kanatlar düşmanı çevirir ve merkez geri dönerek saldırır. Bozkırın geniş alanı ile atlı birliklerin hızı ve manevra yeteneği bu taktiği mümkün kıldı. Selçuklular taktiği Malazgirt'te, Osmanlılar Mohaç'ta başarıyla uyguladı.
İslamiyet'in kabulünden sonra devlet merkezîleşti; hükümdarlar boy beylerine bağımlı kalmamak için doğrudan kendilerine bağlı, maaşlı ve eğitimli birlikler kurdu. Asker beslemenin yükünü hafifletmek için de toprak gelirlerini askerlikle ilişkilendiren sistemler geliştirildi:
| Uygulama | Devlet | İşleyişi ve amacı |
|---|---|---|
| Gulam sistemi | Gazneliler, Selçuklular | Küçük yaşta alınan çocuklar eğitilir, yeteneklerine göre orduda ve devlet yönetiminde maaşlı görevlere getirilirdi. Hükümdara doğrudan bağlı kadrolar oluşturdu. |
| İkta sistemi | Büyük Selçuklular | Toprakların vergi geliri maaş karşılığı komutan ve görevlilere bırakılır, onlar da bu gelirle atlı asker beslerdi. |
| Pençik | Osmanlı | Savaş esirlerinin beşte biri devlet hizmetine alınır, Acemi Ocağı'nda yetiştirilirdi. |
| Devşirme | Osmanlı | Hristiyan tebaanın çocukları arasından seçilenler Türk-İslam kültürüyle yetiştirilir, Kapıkulu Ocakları'na ve saray hizmetine alınırdı. |
| Tımar sistemi | Osmanlı | Toprağın vergi geliri hizmet karşılığı sipahilere bırakılır, sipahiler geliri oranında atlı asker (cebelü) yetiştirirdi. |
Osmanlı ordusu iki ana bölümden oluşuyordu. Kapıkulu askerleri doğrudan padişaha bağlı, maaşlı ve sürekli görev başında olan birliklerdi; en tanınmışı Yeniçeri Ocağı'dır. Tımarlı sipahiler ise taşrada bulunan ve geçimini tımar gelirinden sağlayan atlı askerlerdi. Tımar sistemi sayesinde devlet, hazineden para harcamadan büyük bir ordu besledi; topraklar boş kalmadı, taşrada güvenlik sağlandı.
XVII. yüzyıldan itibaren Yeniçeri Ocağı ve tımar sistemi bozuldu. XVIII. yüzyıldaki ağır yenilgiler ordunun yenilenmesini zorunlu kıldı. III. Selim Batı tarzında Nizam-ı Cedit ordusunu kurdu; ancak 1807'deki Kabakçı Mustafa İsyanı ile bu girişim sona erdi. II. Mahmud 1826'da Yeniçeri Ocağı'nı kaldırdı ve yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusunu kurdu. Tanzimat'la birlikte askerlik bir vatan görevi olarak düzenlendi ve süresi belirlendi. Cumhuriyet döneminde ordu, modern ulus devletin savunma ihtiyaçlarına göre yeniden teşkilatlandırıldı ve siyasetten ayrıldı.
Sonuç ve önemi
Ordunun yapısı her dönemde devletin yapısını yansıttı. Boylar birliğine dayanan kağanlıkta ordu, boyların savaşçılarından oluşan ordu-millettir. Merkezî sultanlıkta hükümdara bağlı maaşlı ordu ve toprağa bağlı eyalet askerleri öne çıkar. Modern devlette ise zorunlu askerliğe dayanan, okullarda yetişen subayların yönettiği düzenli ordu vardır. Gulam ve devşirme sistemleri merkezî otoriteyi güçlendirdi; ikta ve tımar sistemleri askerî gücü üretimle birleştirdi.
- Nasıl sorulur: “İslamiyet öncesi Türk ordusunun özelliklerini yazınız.”, “Tımar sisteminin Osmanlı Devleti'ne sağladığı yararlar nelerdir?” ve uygulama-devlet eşleştirmeleri.
- Beklenen cevap: Ordu: Ücretsiz, her an hazır, atlı, onlu sisteme göre düzenli, ordu-millet anlayışına dayalı. Tımar: Hazineden para çıkmadan asker yetiştirildi, üretim sürdü, taşrada güvenlik ve devlet otoritesi sağlandı.
- Çeldirici: “İslamiyet öncesi Türk ordusu ücretli askerlerden oluşur.” ifadesi yanlıştır. “İktada ve tımarda toprağın mülkiyeti askere verilir.” ifadesi de yanlıştır; verilen toprağın kendisi değil, vergi geliridir.
- Karıştırma: Onlu sistem bir örgütlenme biçimi, Turan taktiği bir savaş yöntemidir. Nizam-ı Cedit III. Selim, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye II. Mahmud dönemine aittir.
- Benzerlik: Gulam sistemi ile devşirme sistemi, ikta sistemi ile tımar sistemi birbirinin devamı niteliğindedir.
Hızlı tekrar
| Kavram ya da kurum | Dönem | En önemli özelliği |
|---|---|---|
| Kut | İslamiyet öncesi; sonrasında da sürdü | Yönetme yetkisi Tanrı'dan gelir, kan yoluyla hanedana geçer. |
| Töre | İslamiyet öncesi | Kağan dâhil herkesi bağlar. |
| Ülüş | İslamiyet öncesi ve Türk-İslam devletleri | Ülke hanedanın ortak malıdır; taht kavgalarına yol açar. |
| İkili teşkilat | Asya Hun, Göktürk, Uygur, Karahanlı | Doğuda kağan, batıda yabgu yönetir. |
| Toy | İslamiyet öncesi | Danışma meclisi; hatun da katılır, son söz kağanındır. |
| Divan-ı Hümayun | Osmanlı | Fatih'ten sonra veziriazam başkanlık eder; en yüksek mahkemedir. |
| Ekber ve erşed | Osmanlı, I. Ahmed | En yaşlı ve olgun hanedan üyesi tahta geçer. |
| I. Meşrutiyet | 1876 | İlk anayasa ve ilk meclis; padişahın yetkileri geniştir. |
| II. Meşrutiyet | 1908 | Çok partili hayat; 1909'da meclis güçlendi. |
| Teşkilat-ı Esasiye | 1921 | Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. |
| Cumhuriyet | 1923 | Yönetim biçiminin adı kondu, kabine sistemine geçildi. |
| Onlu teşkilat | Asya Hun, Mete Han | Ordu 10, 100, 1.000 ve 10.000 kişilik birliklere ayrıldı. |
| Tımar | Osmanlı | Vergi geliri karşılığında atlı asker yetiştirilir. |
Kendini dene
Soruları önce kendin cevaplamaya çalış, sonra cevabını kontrol et.
Siyasi meşruiyet nedir? Bir yönetim için neden gereklidir?
İktidarın yönetme hakkının toplum tarafından haklı ve kabul edilebilir görülmesidir. Yalnızca güce dayanan yönetim kalıcı olamaz; halkın itaatinin sürmesi için iktidarın kabul gören bir dayanağı olmalıdır.
Max Weber'in üç otorite türünü birer cümleyle açıklayınız.
Geleneksel otorite alışılmış kurallara ve geleneğe, karizmatik otorite liderin olağanüstü kişisel niteliklerine, yasal-ussal otorite ise yasalara ve kurumlara dayanır.
İslamiyet öncesi Türk devletlerinde devleti oluşturan unsurları yazınız.
Bağımsızlık (oksızlık), ülke (uluş), halk (kün) ve töre. Bunlara kut sahibi hükümdar ve ordu da eklenir.
Kut anlayışı kağana hangi yetkiyi verir, hangi sorumlulukları yükler?
Kağana Tanrı adına yönetme yetkisi verir. Karşılığında töreye uymayı, adaletli olmayı, ülkeyi korumayı, halkı doyurup giydirmeyi ve çoğaltmayı zorunlu kılar. Bu görevleri yapamayan kağanın kutunun geri alındığına inanılır.
Kut anlayışı ile taht kavgaları arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Kutun kan yoluyla hanedanın bütün erkek üyelerine geçtiğine inanıldığı için her hanedan üyesi tahtta hak iddia edebilmiş, bu durum taht kavgalarına ve devletlerin bölünmesine yol açmıştır.
Kutadgu Bilig ve Siyasetname'nin yazarlarını, yazıldıkları devletleri ve ortak konularını yazınız.
Kutadgu Bilig'i Karahanlılar döneminde Yusuf Has Hacib, Siyasetname'yi Büyük Selçuklular döneminde Nizamülmülk yazmıştır. İkisi de hükümdara adaletli ve iyi devlet yönetimi konusunda öğütler verir.
İkili teşkilatın yararını ve sakıncasını birer cümleyle belirtiniz.
Geniş ülkenin yönetimini kolaylaştırır ve hanedan üyelerine tecrübe kazandırır. Merkezî otorite zayıfladığında kanatların ayrılmasına ve devletin bölünmesine yol açabilir.
Osmanlı Devleti'nde veraset sisteminde yapılan değişiklikleri sırasıyla yazınız.
I. Murad döneminde ülke padişah ve oğullarının ortak malı sayıldı. Fatih döneminde kardeş katli kanunlaştı. I. Ahmed döneminde ekber ve erşed sistemi getirildi, şehzadelerin sancağa çıkması yerine kafes usulü uygulandı.
Toy ile Divan-ı Hümayun arasındaki süreklilik ve farklılık nedir?
Süreklilik: İkisi de devlet işlerinin danışılarak görüşüldüğü kurumlardır ve son söz hükümdardadır. Farklılık: Toyun üyeleri boy beyleri ve hanedan üyeleridir; divanın üyeleri görevli bürokratlardır.
Cumhuriyet ile demokrasi arasındaki farkı açıklayınız.
Cumhuriyet, egemenliğin halka ait olduğu ve yöneticilerin süreli olarak seçimle iş başına geldiği yönetim biçimidir. Demokrasi ise seçimlerin yanında temel hakları, katılımı, hukuk devletini ve iktidarın denetlenmesini gerektirir.
I. Meşrutiyet'te padişahın yetkilerinin geniş olduğunu gösteren iki örnek yazınız.
Hükûmet meclise değil padişaha karşı sorumluydu. Padişah meclisi açıp kapatabiliyordu; nitekim II. Abdülhamid 1878'de meclisi süresiz tatil etti.
II. Meşrutiyet'in Türk siyasi hayatına getirdiği yenilikler nelerdir?
Siyasi partiler kuruldu ve çok partili hayat başladı. 1909 değişiklikleriyle padişahın yetkileri kısıtlandı, hükûmet meclise karşı sorumlu oldu.
Saltanatın kaldırılmasının yakın nedeni ve sonucu nedir?
İtilaf devletlerinin Lozan görüşmelerine İstanbul hükûmetini de çağırmasıdır. Saltanat kaldırılınca Osmanlı monarşisi sona erdi, iki başlılık ortadan kalktı ve Türkiye'yi Lozan'da yalnızca TBMM temsil etti.
Cumhuriyet'in ilanı hangi sorunları çözmüştür?
Devletin yönetim biçiminin adı kondu, devlet başkanlığı sorunu çözüldü. Meclis hükûmeti sisteminden kabine sistemine geçilerek hükûmet bunalımı giderildi.
Gulam ve devşirme sistemlerinin ortak amacı nedir?
Hükümdara doğrudan bağlı, eğitimli asker ve yöneticiler yetiştirerek merkezî otoriteyi güçlendirmektir.
İkta ve tımar sistemlerinin devlete sağladığı yararları yazınız.
Devlet hazineden para harcamadan asker besledi, toprakların işlenmesi ve üretimin sürmesi sağlandı, taşrada güvenlik ve devlet otoritesi korundu.
Kağanlıkta yetki Tanrı'dan gelir ve töreyle sınırlanır, sultanlıkta hanedana ve kanuna dayanır, cumhuriyette millete aittir. Kurumların adı değişir: toy divana, divan meclise dönüşür; danışarak yönetme geleneği ise sürer.